Anayasa uzlaşma komisyonunun pek uzlaşamadığı ortada iken ve yeni anayasa bir fetiş haline gelmişken, yeni anayasadan muradımız nedir, bunu yeniden bir sorgulasak iyi olacak gibi geliyor bana. Yok ne uğraşacağım filan diyorsanız, hazır ben sorguladım, buyrun, bi bakın derim.

***

Bekir Hoca yazdı, geçiş anayasasına doğru gidiyoruz ve bu iyi bir şey dedi. Ben farklı düşünüyorum. Bence geçiş anayasısına da gerek yok, noter sözleşmesiyle bile idare edebiliriz. Yüz yıllık vahşi vesayet düzeni kırılmış demokratikleşme yolunda fersah fersah yol alınmışken kafayı anayasaya takıp demokratikleşme hamlelerini ıskalamak bence tam da yeni bir anayasadan beklediğimiz şeyi ıskalamamıza neden olacak. (Bizi AKP demokratikleştirmesin, pakette de zaten dünya barışı da yok, hem AKP diktatörlük bi kere diyenleri şöyle alalım; burada mevzu başka.)

Sık sık kullanıldığı gibi “bu bir devrim” ya da gezi jargonundaki gibi “ay resmen devrim” fantezilerine kapılmadan, demokratikleşme gündemimizi kaybetmemiz hayati önemde. Anayasa hukuku dersi sonrası kantin tartışmalarda popüler örnek olarak verilir, “İngiltere’nin yazılı anayasası bile yok oğlum!” diye, meselenin anayasaya bile ihtiyaç duymayan bir zihni olgunluk olduğunu fark edip sistemin demokratikleştirilmesine odaklanmamız lazım. Zira “eski rejim” bir şeyi keşfetti: Yeni anayasada ısrar et, uzlaşma vurgusuna tavan yaptır, CHP’liler uzlaşmasın, demokratikleşme paketlerini itibarsızlaştır, başa dön, yeni anayasada ısrar et, uzlaşma vurgusuna tavan yaptır vs… Bu formülde CHP var, sonsuz döngü garantisi yani.

Yeni anayasa askeri vesayetin çemberinden kurtulmak için iyi bir gündemdi, işe de yaradı ama mevcut durum “uzlaşma” formülü ile demokratikleşme adımlarının önüne “engel” olarak çıkarılıyor, demokratikleşme tartışmalarında “daha sivil bir anayasa bile yapamadık” bahaneleriyle anayasa ile alakası bile olmayan tartışmalarda önümüze konuyor. CHP’nin komisyon üyesinin Süheyl Batum olduğunu düşününce, “uzlaşma” dayatmasının “CHP’nin istediği” manasına geldiğini herhalde söylemeye gerek yok, hatta son toplantıda CHP üyeleri arasındaki tartışma meselenin “CHP’nin istediği” olmadığını da ortaya çıkardı, mesele “eski rejim’in istediği”, zira Batum onu temsil ediyor. Artık “sivil anayasa”  “hükumetin hanesine yazılacak eksi” olduğu için “kıymetli”.

Teyit etmesi basit, derdi “anadil” olan biri için, bunun anayasa ile mi geldiği yoksa bir noter sözleşmesi ile mi verildiğinin önemi olmaması lazım. Anadil sorunu demokratikleşme paketi ile çözülmüşken sivil anayasa türküsü söyleniyorsa ondaki makamın başka olduğu aşikardır. Nitekim bir demokratikleşme paketiyle iş çözülebilir ama “anayasada uzlaşılsın” dediğiniz zaman bu şu demek oluyor: BDP ve MHP aynı madde üzerinde uzlaşacak, ki bu maddede BDP’nin tarif ettiği şekliyle Kürt kimliği tanınacak ve MHP’nin kırmızı çizgileri korunarak Kürt kimliği tanınmayacak; CHP de bunu kabul edecek, ki Süheyl Batum’un ikna edilmesi, mevzunun Atilla Kart’a anlatılması, Rıza Türmen’in okey vermesi filan… Bilmem anlatabildim mi?

Hasılı uzlaşma dediğiniz bir fıkradan ibaret: İdam mahkumu Temel son istek olarak annesini görmek istiyor, öbür idam mahkumu Dursun son istek olarak Temel’in annesini görmemesini istiyor. Buyrun uzlaşın.

***

Sivil anayasa yapsak fena mı olur? Güzel olur tabii ama olmuyorsa ısrar etmenin manası da yok. Zira eğer demokratikleşme gündemimizi kaybetmezsek o hayalini kurduğumuz anayasa zaten kendiliğinden ortaya çıkar. Tarihi ve resmi ideolojisi ile yüzleşmiş, geçmişini temize çekmiş demokratik bir ülkede böyle uzlaşma maçlarıyla filan uğraşmadan, sakin kafayla, valla kız gibi bir anayasa yaparız.

Kim bilir belki gerek bile kalmaz, mevcut darbe artığını toptan tasfiye eder, tek cümlelik bir anayasa ile iktifa ederiz, nitekim benim favorim Amerikan anayasası, o da tamamı bile değil, tek maddesi “Her bireyin mutluluğu arama hakkı vardır.” Bu kadar basit, bence yeter de artar bile.

Anlayana tek fıkra yeter, anlamayana kazuistik anayasa az…

Teklifim şudur, mevcut anayasa uzlaşma komisyonunun uzlaştığı kadarıyla değiştirilsin (ki büyük aşama olur), işimize gücümüze bakalım. 10 yıl sonra oturup bir daha deneriz, bakarsın anayasaya bile gerek kalmaz, başta dediğim gibi, noter sözleşmesi bile işimizi görebilir, mesele zihniyette.

Bence mantıklı.

Yorumlar

Yorumlar