Chip Kidd, dünyanın en meşhur kapak tasarımcılarından birisi. Orhan Pamuk kitaplarının İngilizce baskılarının kapaklarını da Kidd yapıyor. Kidd, Haruki Murakami gibi dünyanın en meşhur yazarlarının, 1Q84’ü gibi kitap kapağıyla bile “bestseller” olabilecek işlerin tasarımcısı. Bir konuşmasında, kitap kapağını tasarlamaya başlamadan önce “Hikâye neye benziyor?” sorusunun peşine düştüğünü söylüyor. Misal elinde “dinazorların yeniden dirilmesi” gibi bir hikâye var ise, onun için müzeye gidiyor ve bir dinazor iskeletini çizerek taklit ediyor; Jurassic Park’ın roman kapağını tasarlayıp bir sektör haline gelen o meşhur logoyu yaratıyor.

Esasında kapak tasarımı, yazarın 500 sayfada anlattığı o “eşsiz hikâye”yi ortalama 13×19 cm boyutlarında 250 santimetrekarelik bir alanda vermeye “cüret eder”. Peki bu ne kadar mümkün?

Neden tasarlarız?

“Tasarım”ın hayatımıza dokunan en temel iki bileşeni vardır. Birincisi görünüm, ikincisi işlev. Herhangi bir “şey”i, tasarlama ihtiyacı en temelinde bu iki nedenden hareketle ortaya çıkar.

Kullandığımız nesnelerin “görünüm”ü ve nesnelerin “yaradığı iş” tasarım açısından belirleyicidir. Mesela ayakkabımızı ilk etapta bu iki bileşenin kesiştiği noktaya göre seçeriz. Öncelikle onu “giyebilmemiz” gerekir. Giyemediğimiz bir ayakkabı almayız. Onun “işlevi” giyilmesi, ayağımızı korumasıdır. Sonra da görünümüne bakar, pantolonumuza yakışıp yakışmadığı, rengi, topuklarının yüksekliği gibi tali kriterler gündeme gelir.

“İşlev” ve “görünüm” arasındaki sınır kimi zaman işlev lehine, kimi zaman görünüm lehine değişebilir. Topuklu ayakkabı sevmeseniz de o akşamki yemekte elbisenizin altında şık duracağı için iki saatliğine o zorluğa katlanabilirsiniz. Tam tersi, pek şık olmasa da içinde çok rahat ettiğiniz bir spor ayakkabı ile yürümeyi tercih edersiniz. Bazen de şansınız yaver gider, hem görünüm hem de işlev açısından sevdiğiniz bir ayakkabı bulursunuz. İyi tasarımın genelde bu iki bileşenin ortak noktasına en çok yaklaşan tasarımlar olduğu söylenir.

İşte kavga tam da bu sınırların belirlenmesinde çıkar: Güzel görünen mi, işlevsel olan mı? Kitap kapaklarının tasarımında da kavga aynen devam eder. Hem güzel görünen, hem de işlevi en iyi yansıtan kapaklar, tabii ki en ideal olanıdır.  “İdeal”in tabiatına uygun şekilde bu tür kapaklar yakalanması en zor olanıdır.

Sandalyeler ve Hüzün

Kapak tasarımı zaman içerisinde önemli ve büyük evrimler geçirdi. Bazı fonksiyonlarını yitirdi, bazı yeni fonksiyonlar kazandı. Fakat işlev ve görünümün aynı anda iyi olması gerekliliği teknolojik imkânlar arttıkça daha fazla hissedilir oldu.

Türkiye’de de baskı ve yayın sektörü önemli ölçüde yol aldı. Yayın sayısının artış hızında olmasa da estetik kaygılar açısından yayınevleri belirli bir noktaya geldiler.

Yayınevleri bir kitabın ağzımızda bırakacağı tadın vaadini kapak tasarımları ile verebileceklerini çözdüklerinden beri kitap kapakları artık daha renkli, gizemli. Bir kitap eğer size şu hüznü veriyor ise;attila ilhan kitap

çünkü ayrılmanın da vahşi bir tadı var
çünkü ayrılık da sevdâya dahil
çünkü ayrılanlar hâlâ sevgili
hiç bir anı tek başına yaşayamazlar
her an ötekisiyle birlikte
herşey onunla ilgili 

artık bunu şu tür bir kapak ile yapabiliyor. İş Bankası Kültür Yayınları, Attila İlhan’ın şiir kitapları için tasarladığı kitap kapakları yalnızca bir “sandalye” ile yerine göre “aşk”ı yerine göre “yalnızlığı,” yerine göre “umut”u temsil edebiliyor.

Bir sandalye yalnızlığı nasıl mı anlatır?

Dengede durmasını sağlayan bacaklardan birini kopararak.

Yeni Yüzyıl Gazetesi, 25.12.2015

Yorumlar

Yorumlar