Volkan Konak iki ayrı sevgilisine aynı şiiri okuyor ama iki kız bir araya gelince durumu anlıyorlar. Kızlardan biri “Volkanım, bizim Ticaret Lisesindeki kıza da aynı şiirleri okumuşsun” diyor. Konak da “sevgilim ikiniz için ayrı ayrı şiir mi ezberleyeyim, vermeyin birbirinize sırlarınızı, idare edin” diyor.

Yandaş, AKP‘ye eklemlenme filan gibi eleştiriler yeni değil, şahsen benim de alışık olmadığım bir durum değil. Fakat herkese ayrı ayrı cevap mı verelim? Endişeli demokratlara verilmiş cevaplar var vaktiyle, merak eden açsın okusun, zira eleştirilerde yeni bir şey yok. Kemalistler için ayrı, endişeli demokratlar için ayrı, endişeli liberaller için ayrı açıklama mı yapalım? Hatta beş sene önce aynı şeyleri beraber duyuyorduk kemalistlerden, yabancısı oldukları bir şey de değil. (Burada kemalistleri ötekileştiriyorum, içlerinde liberalleşme potansiyeli olanları da dışlıyorum. Beni bilen biliyor ama senin işine yarar diye not düşüyorum, şu cümleyi de kullanabilirsin “benim kemalist arkadaşlarım da var”.)

Ben “polis radyosu da ne güzel şarkı çalıyor” diyorum, cevap “peki ya Ali İsmail?”. Herhalde Ali İsmail’in cinayetini savunduğumu düşünüyor bu soruyu soran. Cevap vermeli miyim? Yok daha neler!

Bu kafanın çalışma yöntemine göre benim Ali İsmail’in katlini savunuyor olmam gerekiyor, oradan bakınca da kendilerine Mısır’daki darbeye karşı aldıkları tavırdan dolayı “darbeci” diyor olmam gerekiyor. Söylediğim basit, “seçilmiş” bir devlet başkanını veya hükumetini, her neyse, birileri seçim haricinde bir yolla indirmek istendiğinde “ne şeriat ne darbe” diyorsan sonuç darbedir, sen darbeyi kınasan da kınamasan da darbedir; sen ister darbeci ol ister futbolcu, darbe söz konusu olunca “ne darbe ne darbe” demediğin sürece diğer eleştirdiğin şeye sıra gelmez. Endişeli diye boşa demiyoruz, bak Ece Apla’nın Mısır’daki darbe olurken ilk tweeti “ne şeriat ne darbe”ydi, Balyoz‘cuların (büyük ihtimalle siz dahil) hepimizi stadlara toplayacağı planlar harekete geçmek üzereyken de “ne şeriat ne darbe” diye endişelenmişti (not: burada sanal bir darbe korkusu yaratıp güvenlikçi politikaları meşrulaştırıyorum, Balyoz’dan bahsederek de “ülkenin özel şartları”, derin devler, Ergenekon filan demeye getiriyorum, çünkü bu AKP’nin kendini hala mazlum gösterip iktidarda kalmasına yarıyor, zaten sandık-demokrasi tartışmasını saymıyorum bile, ilk onu deşifre etmiştiniz. Sizden de hiçbir şey saklanmıyor.)

AKP’ye eleştirilerimiz “küfretmek” şeklinde olmadığı için olsa gerek, vaktiyle kemalistleri tatmin etmiyordu, şimdi endişeli liberalleri tatmin etmiyor ama naapalım, herkesin tiyniyeti kaldırmıyor küfrü, kendi aranızda sövüp sayıyorsunuz, elinizi tutan mı var. AKP’yi eleştirmediğimizden değil, nefret etmek, varlığına karşı olmak, küfretmek adetimiz olmadığından böyle, o işi size bıraktık.

Endişeli liberallerimiz bize “devlet”i veya “güvenlikçi politikaları” tarif etmekle, bizi uyarmakla meşgul. Devleti göremediğimizi düşünüyorlar. “Seçilmiş hükumet” deyince “AKP’nin kuyruğu” meselesine sarılıyorlar. Beş yıl önce aynı saflardaydık, AKP’ye kapatma davasına karşı çıkıyorduk mesela. Kapatma davasına, AKP’nin kara kaşına kara gözünün hatırına mı karşı çıktık, derdimiz AKP miydi yani? Kapatma davasına karşı çıkarken AKP’nin kuyruğuna mı takılmıştınız mesela? O zaman size de aşağı yukarı aynı şeyler söyleniyordu, o zaman deriniz AKP miydi? Şimdi Abdurrahman Yalçınkaya ile aynı şeyleri söyler hale geldiniz.

Basit, seçilmiş AKP ile mücadele edebilirsiniz, hep beraber ediyorduk da… Fakat AKP sandık harici bir yolla giderse gelenle biraz zor mücadele edersiniz, tecrübe ile sabit.

***

Altıncı His‘te küçük Cole “ölü insanlar görüyorum” der. Filmi ilk izlediğinizde Dr. Malcolm’la (Bruce Willes) beraber filmin sonuna kadar çocuğun gördüğü ölü insanların peşinde sürüklenip durursunuz. Filmin sonunda ise Bruce Willes’in de ölü olduğu ortaya çıkıyor, yani Bruce Willes’in hayalet olduğunu anlamak için ilk izleyişte filmin sonuna kadar izlemelisiniz, fakat filmi ikinci defa izliyorsanız, filmin sonunu beklemenize gerek yok,

Bir film izliyoruz, Kemalist zihniyet “bir diktatör görüyorum” diyor. Endişeli liberallerimiz de AKP ve Tayyip Erdoğan nefretinden dolayı öyle görmek istiyor, Gezi’de göz kırpan “eski devlet”i görmek yerine AKP’ye fokuslayıp endişeli demokratların göstermek istediklerini görüyorlar, romantik solcuların entelektüel hegemonyasına teslim oldular. Fakat filmin sonunda anlaşılacak asıl diktatörün hangi zihniyet olduğu. Filmi ilk defa izliyorsanız sonuna kadar izlemeniz lazım asıl diktatörün kim olduğunu görmek için ama ikinci, üçüncü hatta dördüncü defa izliyorsanız aynı filmi, bu tespiti yapmak için filmin sonunu beklemenize gerek yok.

Endişeli liberaller herhalde heyecan olsun diye ya da sahiden unuttukları için önceki yaşananları, bütün entelektüel birikimleri ile çaba harcıyorlar bize hayaleti göstermek için fakat mesele şu ki, biz bu filmi izledik ve biliyoruz: Bruce Willes hayalet.

Yorumlar

Yorumlar