Mahir Yeşildal’ın Taraf’ta yayınlanan yazısında (8 kasım, ‘Liberallerin Kürt Sorunu Yok’), doğru tespitlerde bulunmakla birlikte, Liberal Düşünce Topluluğu’na ve 1-2 Kasım 2008’de düzenlenen kongreye haksızlık ettiğini düşünüyorum. Bu cevabi yazımda önce nerelerde haksızlık ettiğini belirtip, sonra sonuna kadar katıldığım tespitlerini sıralayacağım. Son olarak da çözüme katkı için neden “Liberal Kürt” bir harekete ihtiyaç olduğundan bahsedeceğim.

Yeşildal’ın yazısının başlığı yoluyla yaptığı genelleme çok yanlış. “Liberallerin Kürt Sorunu yok” şeklinde bir genelleme yapmak, bütün liberalleri Kürt Sorunu ile ilgilenmemekle itham etmek, ağır ve haksız bir eleştiridir. Bu tip haksız eleştirilerden çok mustarip olan bir çevreden gelen biri olarak Yeşildal’dan daha sağduyulu bir tavır beklerdim. 

Liberallerin de Kürt Sorunu Var

“Liberallerin Kürt Sorunu yok” demekle “bütün Kürtler terorist” genellemesinin mantık olarak bir farkı yok. Bütün Kürtlerin dağda olmadığını, hepsinin teröre destek vermediğini, daha doğrusu her bireyin ayrı bir dünya olduğunu en iyi bilen ve bunu gözeten bir liberal olarak, Yeşildal’ın bu eleştirisine üzüldüm.

Ancak totaliter rejimler tektip insan profili öngörür ve böyle bir şey olabileceğine inanır. “Liberaller” genellemesi bütün liberalleri kapsamayacağı gibi “Kürtler” tanımı da bütün Kürtleri kapsamaz. Bu tip kolektivist bakışlar, çözümü zor meselelerde yaşanan tıkanıklığı bir daha açılmayacak derecede dolaştırır, yarayı kangren eder. Yeşildal’ı daha az genelleyici bir bakış açısıyla konuyu yeniden düşünmeye davet ediyorum.

Liberal Düşünce Topluluğu çevresindeki liberallerin “Kürt Sorunu” vardır. Kongre’de, sunumların yapıldığı salonun hemen dışında kurulan kitap satış standında, muhtemelen Yeşildal’ın da satın aldığıLiberal Düşünce Dergisi’nin piyasadaki (50. Sayı) sayısının başlığı “Kürt Meselesi” adını taşıyor.

Burada içeriğine giremeyeceğim dergide, Kürt sorununun genel çerçevesini çizen, liberal açıdan etraflı bir Kürt sorunu tanımı yapan Mustafa Erdoğan ve Vahap Coşkun’un birlikte kaleme aldıkları makaleye; birey, kimlik, resmî ideoloji, bürokratik devlet, çoğulculuk, hukuk çerçevesinden bakan Bilal Sambur’un makalesine, liberallerin Kürt sorunu gündemi için bakılmasını tavsiye ediyorum.

Ayrıca, Atilla Yayla’nın 2 yıl önce, 2006’da kaleme aldığı, tekrar yayınlanan ve şimdilerde yeni yeni konuşulmaya başlanan “özerklik, federal yapı” gibi tabuları dahi tartışan makalesi, liberallerin gündeminde Kürt sorununun hem yeni olmadığını hem de cesaretle tartışılabildiğini gösteriyor. Meselenin ayrıntılarını, merak edenlere dergiyi tavsiye ediyorum.

Düzenlenen kongrede ayrı bir oturumda Kürt sorunu oturumu olmasa da, temel insan hak ve özgürlüklerinin tartışıldığı, bireysel özgürlüklerin konuşulduğu oturumlar olmuştur. Kürt sorununu bireysel hak ve özgürlüklerden bağımsızlaştırarak tartışmak da bir tercih meselesidir, fakat bu sorunun temeline inildiğinde, temelde insanın yattığı görülür. Kürt, Türk, Alevi, Sünni ya da her ne olursa olsun, mesele “birey”in hak ve özgürlükleridir. Bireyin hak ve özgürlüklerini tartışmak aynı zamanda bireylerden müteşekkil grupların sorunlarını tartışmaktır. 

Yeşildal’a Katıldığım Noktalar

Yeşildal’ın, DTP’nin PKK’nın sözcülüğünü yapmayı bırakması tavsiyesine sonuna kadar katılıyorum fakat bu temenninin gerçekçi olduğunu düşünmüyorum. 22 Temmuz seçimlerinde büyük umutlar yüklenen DTP’nin, selefleri gibi PKK’nın vesayetinden kendini kurtaramaması bir hayal kırıklığı yarattı. Sorunun çözümünde PKK’yı dayatmanın, askeri çözümü dayatmakla pek farkının olmadığını anlayamadılar ya da anlamak istemediler, sonuçta kendilerini PKK’nın vesayetinden kurtaramadılar. Bu tecrübe de gösterdi ki, sorunun çözümünde, PKK vesayetinde bir hareket fazla yol alamaz. Yine görüldü ki, DTP’nin PKK vesayeti dışında siyaset yapması pek mümkün değil; öyle ki, DTP, Aysel Tuğluk’un bir makalesinde “resmî ideoloji”ye göz kırpması ve DTP’nin kendi “resmî ideoloji”sini inşa etme çabaları sorunu Kürtler aleyhine derinleştirmekten ve çözümsüzlük isteyenlerin ellerine koz vermekten başka işe yaramamaktadır. 

Kürtlerin Resmi İdeolojisi

Kongreden bir anekdotla, inşa edilen “Kürt resmî ideolojisi”ne bir örnek vermek istiyorum. Son oturumda söz alan katılımcılardan birisi (Sayın Yeşildal mıydı hatırlamıyorum), Taraf Gazetesi Yayın Yönetmen Yardımcısı Yasemin Çongar’a sorduğu bir soruda bir anekdot nakletti. Diyarbakır’da, kahvehanelerde bile Taraf okunduğunu ve insanların “Şu Ahmet Altan çok iyi de, bir de PKK’lı olsa tam olacak” şeklinde espri yaptıklarını anlattı.

Bu anekdot gösteriyor ki, Kürt resmî ideolojisi, sorunu PKK eksenine mahkum etmektedir. Sorunu çok boyutlu bir hak ve özgürlükler problemi olmaktan çıkarıp, “PKK-Devlet” ikilemine hapseden, tersi resmî ideolojik tutumlar, Kürtlerin mevcut sorunları yanında, bir de Kürt resmî ideolojisiyle uğraşmak zorunda kalacaklarının göstergesidir. 

Alternatif Siyaset Zorunlu

DTP’nin yarattığı hayal kırıklığı da gösterdi ki, Türkiye’de Kürt Sorunu’nun çözümü için DTP çizgisi dışında, tabuları olmayan ve vesayet altında bulunmayan “liberal” bir Kürt hareketine ihtiyaç vardır. Etnik veya değil, milliyetçilikten sıyrılabilmiş, Türk milliyetçiliğini eleştirirken tersi bir milliyetçiliği referans almayan, meseleyi sadece etnik temelde görmeyen, temel insan hak ve özgürlüklerini önceleyen ve bu temelde argüman geliştirebilen, özgürlükçü liberal bir hareket, sorunun çözülmesini kolaylaştıracaktır.

Kürt sorununda alınan mesafede, etnik ve kolektivist temelli tezlerden çok, hak ve özgürlükler temelli tezlerin katkıları unutulmamalıdır. Kürt Sorununa içerden bakan, DTP’nin yürüttüğü silahlı direnişe angaje siyasete alternatif daha “sivil” bir hareket, ancak ve ancak Kürt aydınlarının kolektivist bakış açılarının tesirinden kurtulup, daha liberal tezleri sorunlarına uygulamalarıyla doğabilecektir.

Yorumlar

Yorumlar