Devlet Parasız Yatılı

dumanalt -memleket-meseleleri-05-AGerçek Hayat Dergisi, Sayı 760

Pansiyon bebeleri lisenin hem en bela tipleriydi, hem de en çalışkanlarıydı. Yalnız “bela” derken, oraya bi not düşmek lazım. Kendinden menkul bir “mazaratlık” değildi bu, eğer dalaşan varsa anladığı dilden konuşulur, yoksa işine gücüne bakılırdı. Mesela kimseye karışmazlardı ama kendilerine karışan olduğu zaman da kavgadan kaçmazlardı.

Bizim pansiyon MGV’ciyci. Çayocağı hariç, herhangi bir ocağa yolumuz düşmedi ama MGV’de çay içmişliğimiz vardır. Tanıdığım “reis”leri düşününce, MGV’nin bendeki yeri diğer ocaklara nazaran daha “samimi”dir, mesela MGV’li abiler kimsenin hakkına girmezdi, diğerleri için aynı şeyi söyleyemiyorum. Neyse, okulun ülkücüleri ile bizim pansiyonun uşakları arasında bir arıza çıkmış, geçmiş gün, mevzuyu hatırlamıyorum. Ülkücüler adetleri olduğu üzere toplanıp gelmişlerdi. O gün okul çıkışı, pansiyonun önünde bi toplu kavga oldu, bizim abiler iyi bi “yumuşattı” bunları. Mahalle adabını biliriz, kavga varsa teklifsiz girilir ama o yıl tıfıllığımızdan olsa gerek, bizim tayfa kavgayı kenardan izlemekle yetindi. İyi kavgaydı. Ondan sonra pansiyon bebelerine gık diyemediler, rahat ettik epey. Birbirine tutkundu pansiyoncular.

***

Okulun girişinde “meşhurlarımız” diye bir tablo vardı. Sivas Lisesi’nden yolu geçen meşhurların vesikalık fotoğraflarından oluşan bir tablo; Ahmet Kutsi Tecer, Cahit Külebi ve daha birçok isim… Meşhurlarımızla övünürdük, içten içe de onlar gibi önemli adam olacağımız hayaliyle keyiflenirdik ama bu isimlerin hiçbiri bizim için yaşayan efsanemiz Tahsin Baba kadar önemli değildi.

Tahsin Baba, Sivas Lisesi’nin efsane edebiyat hocası, pansiyoncuların dilinden anlayan, her derdimize koşan “baba hoca”mız… Bazen derste “bu pansiyon bebelerinin gözü daha bi kara bana çocuklar” diye sınıfın geri kalanının gönlünü alırdı, çünkü sağolsun pansiyon öğrencilerine sık sık kıyak geçerdi; haliyle bi şekilde diğerlerinin de gönlünü almak icap ederdi, adaletli adamdı. Babası erken ölmüş, abisinin evinde yetim büyümüş. Devlet parasız yatılı okumuş bizim gibi, o yüzden pansiyon bebelerine özel ihtimam gösterirdi, disiplinden çok adam almışlığı vardır. Çukurovalıydı Tahsin Baba, ondan mütevellit Adana Kozanlıları severim, mert olurlar, en azından Tahsin Bana öyleydi.

Bir gün yine edebiyat dersinde Tahsin Baba’nın anılarını dinledikten sonra okuma parçasına geçtik, sınıf okumaya daldı. Tahsin Baba yaklaştı, eğildi kulağımıza kızların duymayacağı şekilde fısıldamaya başladı: “Şu yemekhanenin üstü, birinci kattaki odanın altı çimen, yumuşak toprak, oradan atlayabilirsiniz, bişey olmaz. Kaçıyo musunuz lan oradan?” Durumu izah ettik: “Hocam kaçıyoruz da oradan geri içeri girmek sıkıntı, yetişemiyoruz cama.” Meraklandı, “ee, peki nasıl giriyorsunuz geri?” Onu da izah ettik, Tahsin Baba’yla aramızda sır yoktu: “Hocam okulun minibüsünü birinci etütdün altına parkediyor şoför, minibüsün üstüne çıkıp etüdün camına yetişiyoruz, oradan giriyoruz.” Sağlam bi kahkaha attı, aferin dedi. Patlattığı meşhur kahkası sonrasında adeti olduğu üzre, keyifli keyifli, devam etti kıkırdamaya. “Yalnız” dedik “hocam, bu pimapen işi iyi olmadı, cam içerden açılıyor; bazen içerden kapatıyor camı lavuklar, çok sıkıntı oluyor. Bi konuşsanız Selahattin Hocayla, şu pimapen işi kötü oldu.” “Yok” dedi, “pimapen iyi oldu sıcak tutar, siz ayarlayın içerden birini kaçmadan önce, nöbetçi dikmeden çıkmayın.” Bizi bizden çok düşünürdü, biz de onun olmaz dediğine ısrar etmezdik. Nöbetçiyi ayarlayıp kaçmaya devam ettik.

***

28 Şubat’ın alengirli günleri, bağıra bağıra 10. Yıl marşı söylediğimiz sıralar… Bu arada memleketin sağından solundan çocuklara zorla ilahi okuttular, irtica hortladı, okulu mescit yaptılar haberleri geliyor. Ali Kırcaların, Uğur Dündarların hızlı zamanları, ortalık karışık. Can Dündar’ın Sarı Zeybek isimli Atatürk’ü anlatan belgeseli yeni çıkmış, Atatürkçü hocaları kafalayıp kütüphanede alıyoruz soluğu, Sarı Zeybek izleyip ağlıyoruz. Tahsin Baba da ikiletmiyor, iki haftada bir Sarı Zeybek izlemeye kütüphaneye atıyoruz mitili. Biz dersi kırmaya bahane “gönüllü” izliyoruz ama Sarı Zeybek izlemek zorunlu, ağlamak seçmeli… İzlemişken ağlıyoruz da, elimize yapışmaz ya…

Allah selamet versin. Sağlam Atatürkçüydü Tahsin Baba. Yalnız Atatürkçülüğü bize pek aşılayamadı. Esasında sorun Tahsin Baba’da değildi tabii, arıza bizdeydi. Olsun, her konuda anlaşacak değiliz ya…

***

Ne diyorduk? Evet, “Devlet Parasız Yatılı” okuyanlar birbirini her yerde tanır, tutkundur pansiyoncular.

***

Ne, yıldızlar kaynaşır gökyüzünde,

Ne, sevdayla dolar taşar gönüller,

Bir rüzgâr eser ki bıçak gibi

El ayak şişer.

Sıvas yollarında geceleri

Ağır ağır kağnılar gider.

Cahit Külebi, Sivas Yollarında

Yorumlar

Yorumlar