Gerçek Hayat Dergisi, Sayı 765

Pide fırınında sıra bekliyorum. Hafif duman çökmüş Kangal’ın üstüne, bir taşra kasabasının en hareketli saatleri, iftara yaklaşırken pideyi kucaklayıp eve yetişme telaşı herkeste. Pideleri aldık, Sefer’le yola koyulduk, arada tırtıklıyoruz pideden, bugün bizim oruç günü değil.

Kar tutmuş ama havanın ayazı yumuşadı, demektir ki birazdan kar yağacak tekrar.

Dedem evin penceresinde bekliyor, soba gümbür gümbür yanıyor, üstünde demlikte çay demini alıyor. Üzüm hoşafı, elma kompostusu, patetesli kömbe… İftar sofrası hazır. Kulağımız ezanda.

İftarı zor ediyoruz, birazdan uşak gelir, bugün teravihe gidecez. Biraz stresliyim, vitri vacip’i o kadar da hesap etmeme rağmen bir türlü tutturamıyorum, üçüncü rekatta hoca “Allahu Ekber” der demez rükuya gidiyorum dalgınlıktan iki seferdir, bu defa dalmıycam!

***

Ramazan’ın ilk on beşindeyiz, dolayısıyla teravih bitince tüm cemaat “ya hennan ya mennan” söylüyoruz, sonunda da “merhaba merhaba şehr-i ramazan merhaba” diyoruz. Bu merhaba kısmı on beşinden sonra “elveda elveda şehr-i ramazan elveda” oluyor. İlahide ne olduğunu bi türlü kestiremediğim bi güzellik var, çok kafiyeli, ne dediğini anlamıyorum ama acayip güzel. Bazı yerlerinde gayda değişiyor, oraları tutturunca acayip iyi hissediyorum kendimi, vitri vacipteki yamuğun telefisi gibi bişey…

Tesbihten sonra hemen çıkmıyorum, büyüklerin bir kısmı gibi bağdaşı kurup öyle havadan sudan muhabbet ediyorum büyüklerle, arada gelenlerle musavahalaşıyoruz. Sonra yavaştan kalkıyoruz, ayakkabıları yere atıp giyiyoruz, o da ne: nasıl güzel bir kar yağıyor, kocaman kocaman, lapa lapa taneler sokak lambasının ışığında süzülerek iniyor. Şimdiye kadar yer yüzüne düşen hiçbir kar tanesi birbirinin aynısı değilmiş, malumatfuruşlardan biri havasını atıyor, çok şaşırıyoruz bu bilgiye. Hem Allah yoksa şu karşıki dağları kim yarattı? Hadi ateyizler bunu açıklasın!

Üstümüz başımız cımcılık olana kadar oynuyoruz, yeterince ıslandıktan sonra eve gidiyoruz. Fırınna “pattez” atmış annem, çay da var. Ha bu arada, biz patatese pattez diyoruz. Sofra bezi serili, yufkalar bekliyor. Pattezi yufkanın içine ezip, pul biberi ekeceksin. Duruma göre soğan veya biraz yeşillik, dünya malını değer. İlk okulda ramazan güzel şey.

***

Lisedeyiz, bizim ekip bu yıl her teravihi farklı camide kılmaya azm ü cezm ü kast eylemiş; ben de hepsine değil ama arada takılıyorum, bende o azim yok çünkü. Bu arada birbirlerine cami tavsiye ediyorlar, camiler üzerine kritik yapıyorlar. Yukarı mahallede Jet Yakup varmış, Sedat ballandıra ballandıra anlatıyor. 20 dakikada vitri vacip dahil, teravihi fullüyormuş. Sedat yalan söylemez ama muziptir, ben temkinliyim; son tavsiyesine uyup Yimpaş’ın arkasındaki camiye gidenler ilk rekatı tamamlayamadan kaçmış, meğer hatimliymiş. Neyse, herkes heveslenince ben de uydum, takıldım peşlerine, gittik Jet Yakup’un camiye. İçerisi tıklım tıklım. Ortalarda bi yer bulduk zar zor, oturduk. Hoca görünürlerde yok. Vakt’ erişti, müezzin salavatı getirdi hoca ön safta oturuyormuş meğer, kalktı. Bizimki koltuğuma dürtüyor “bak gördün mü, ne kadar atletik görünüyor hoca”… Sahiden de atletik bi hoca, Elham’a başlamasıyla zammı sureyi bitirmesi bir oluyor adamın, biz rükudan doğrulurken hoca ikinci secdeyi kavuşturuyor. Teravihin yarısında kondüsyonu eksik olanlar dökülüyor, ben zar zor tamamlıyorum. Lisede de ramazan güzel şey.

Fakat bir eksik var, bir türlü ne olduğunu bulamıyorum. Bayram geliyor, bayram demek tatil demek, üç gün önceden kaçıyoruz. Fakat tatil işte, bitiyor. Yurda dönüş vakti. Otobüs Yağdonduran’a geldiğinde öğreniyoruz ki kardan yollar kapanmış. Tüm otobüs muazzep bir halde Muazzez Ersoy dinliyor: at kadehi elinden bin parçaya bölünsün… İki saat sonunda otobüs geri dönüyor. Eksik şeyi buluyorum, artık kar teravihe giderken değil bayramda yağıyor.

***

O günler çok geride kaldı.

Bi gün yine Ankara’ya kar gecikti. Mevsim İşleri Genel Müdürlüğü’nün kapısında nümayiş için adam toplama telaşındayız.

Nargilenin tadı kaçtı, eve de gidesim yok, bari sinemaya gideyim dedim. Filmi hatırlamıyorum, sevmedim demek ki. Sinemadan çıkarken hep bi iç sıkıntısı olur bende, gündüz gittiysem aydınlığa çıkınca bi ferahlarım ama hava karanlıkken girdiysem salona, ertesi sabaha kadar hafakanlar basar, içim daralır. Bilmiyorum niye… Yine içim sıkıntılı çıkıyorum sinemadan ama dışarı adımımı atar atmaz sokak lambası gözüme takılıyor. Aman Allah’ım! Nasıl güzel kar yağıyor, böyle kocaman kocaman, lapa lapa…

Ama ramazanda değiliz, nerden çıktı şimdi bu kar?

Ah, doğru. Ramazan her yıl 11 gün geri atıyor, vakit geçiyor ve artık teravihe giderken kar yağmıyor…

Yorumlar

Yorumlar