Bir nükleer santrali işletmek mi daha zordur; yoksa hayatınızın aşkıyla ilişkinizi kavgasız gürültüsüz devam ettirmek mi? Yalnızlık zor olsa da bazen ilişki bir yalnızlıktan çok daha zor olabilir. Hayat koleji bursluluk sınavı diye bir şey olsaydı, girsek de hayatı burslu yaşasak iyi olurdu ama yok maalesef.

Aşk hayatı ve iş hayatı arasındaki ilişki hep gerilimli olmuştur. Her ikisinin de “kaza” anında yaydığı radyasyon ve çevreye verdiği hasar aşağı yukarı birbirine eşittir aslına bakarsanız. Nükleer santral patlamasına pek sık şahit olmayız ama dünya bir çeşit kavgayla biten büyük aşklar mezarlığı… Bu durum nükleer santral çalışanları ve ilişkileri için de geçerli.

Peki, bu kadar zor ve çetrefilli işleri yürüten insanlar neden kendileri için önemli ve vazgeçilmez olan ilişkilerini yürütemiyor? Hayat okulu bize ne öğretti?

İş ve Aşk

İş’te “profesyonel”sinizdir. Mesela takım elbiseyle çalışırsınız, pijamalarınız evdedir. Tam anlamıyla “kendiniz” olmazsınız iş ortamında, belirli alışkanlıklarınızı saklarsınız. Bu her zaman olumsuz bir şey olmayabilir fakat sonuç olarak tam anlamıyla “olduğunuz gibi” değil de, “olmanız gerektiği” gibi davranırsınız. İlişkide ise tabiri caizse “çıplak”sınızdır. Flört aşamasında birbirine aşık olup ilişki sonrası hayal kırıklığına uğrayanların veya nişanlıyken mutlu, evlendikten sonra mutsuz olan çiftlerin başarısızlığı, bu ön evrede kendilerini olduğu gibi yansıtmamalarından gelir. İlişki başlayınca iki taraf da “kendi gibi” davrandığı için bir nevi büyü bozulur. İlişki içinde o ilk günkü “jilet gibi giyilmiş takım elbiseler” bir kenara bırakılır, hüsranlar, hayal kırıklıkları karşı tarafa da aktarılır.

İşe başlamadan veya iş süresince sürekli eğitimlerle bir öğrenme sürecinden geçersiniz, yapacağınız işi öğrenir ve başkalarına öğretirsiniz. Bu durum bir tecrübi bilgi ortaya çıkarır ve işlerin birçoğu doğası gereği bu birikimi muhafaza ederek devam eder. Dolayısıyla belirli bir eğitimle her türlü işi öğrenebilir ve yapabilirsiniz. Fakat insan ilişkilerinde bu yöntem aynı derecede başarılı çalışmaz. Zira her insan farklı bir “vaka”dır. Bir nükleer santral için hazırlanan kullanım kılavuzu bir başka nükleer santral için pekâlâ işe yarayabilir ancak sevgiliniz için oluşturduğunuz bir kullanım kılavuzu, sevgilinizin saati saatine değişen ruh haline bile uyum sağlayamayabilir. Eğer başarılı bir sosyal psikolog değilseniz ilişkilerdeki kuralları da ne yazık ki bilemezsiniz.

İş’le aşk arasında geribildirim açısından da farklar vardır. İş ortamında gelen geribildirimleri profesyonel olarak karşılar ve şahsımıza yönelik olduğunu düşünmez, göğsümüzde yumuşatırız. Fakat ilişkide gelen geri bildirimlerin duygusal yoğunluğu kimi zaman bütün kimyamızı alt üst edebilir. Karşı taraf için tılsımımızı kaybettiğimizi zannetmek bizi depresyona sürükleyebilir.

Hayat Koleji Bursluluk Sınavı

İş’le aşk’ı karıştırmama tavsiyesinin kaynağı burası mıdır bilmiyorum ama “Gündelik Hayat Filozofu” olarak bilinen Alain de Botton’un öncülük ettiği “Hayat Okulu”nun (The School of Life) bir girişimi olan “Hayat Kitabı”ndan (The Book of Life) özetlediğim bu başlık, bir nevi “hayat dersi” olarak bundan sonrası için iş ve aşk konusunda işimize yarayabilir. The Book of Life, sadece başlıkları açısından değil, tarzı açısından da ilginç bir “kitap”. Aslında başta bahsettiğim gibi “Hayat Koleji Bursluluk Sınavı” gibi bir sınavı yok, hayat için burs da vermiyor. The Book of Life, bir “internet sitesi” ve sadece “yazı”dan oluşmuyor, fotoğraf, video, ses gibi görsel ve işitsel ortamları da kullanıyor. Piyasaya çıktığında tükenmeyen, yeni baskı yapmayan bir kitap. The Book of Life, dolayısıyla anakronik kalan geleneksel kitap formatına da önemli bir yenilik getiriyor, belirli aralıklarla güncellenip genişletiliyor.

Peki, neden aşk’ı da bir iş kolu gibi düşünüp iş açısından yakalanan tecrübi bilgiyi aşk için biriktiremiyoruz? Benzer sorulara kafa yoran eğlenceli bir istiyorsanız, okuma ve düşünme serüveni için The Book of Life’a göz atmanızda fayda var.

Yorumlar

Yorumlar