Hemingway’ın Çantası ve “Sevgiliyi Öldürmek”

Yıllarca emek vererek biriktirdiğiniz kitapları, dergileri, fotoğrafları veya bir köşeye aldığınız notları kaybettiğiniz oldu mu? Ben kaybettim. Böylesi bir arşiv kaybı büyük bir kâbus. Benim arşivim sonuçta küçük kişisel bir arşivdi fakat bu kaybın tarihteki bazı yeteneklerin başına gelmesi daha da acı.

Hemingway artık spor ve politika haberlerinden yorulduğunda, yazıp bir kenara bıraktığı ve bir türlü bakamadığı taslaklarını ister eşinden, “tüm taslakları al gel” der. Taslakların olduğu bavulu, Lyon Tren İstasyonu’nda çaldırır eşi.

SEVGİLİYİ ÖLDÜRMEK

Tıkanmış bir ilişki, çaresizlik ve çıkmaz sokak…

Ayrılıp kurtulmayı istemek için binlerce sebep vardır; yürütecek gücünüz kalmamıştır, tükenmişlik hissini her zerrenizde yaşarsınız. Fakat bir türlü gerekli o adımı atamazsınız, cesaretinizi toplayıp, olacakları göze alıp o adımı atmak dünyanın en zor şeyidir. Halbuki “dışarda bir hayat var” ve siz bitmiş bir ilişkinin içinde zamanı heba ediyor, o hayatı kaçırıyorsunuz; yeni bir hayatın önündeki kocaman bir engeldir bu ilişki. “Keşke” dersiniz, “bir şey olsa ama her şey benim dışımda gelişse ve bitse bu ilişki”. Yeni bir hayata başlamak için kimseyi ve en önemlisi sevgiliyi kırmadan, acısına katlanmayı göze alırsınız ve sevgilinizin ölümcül bir hastalığa yakalandığını hayal edip, huzur içinde ölmesi ihtimalini bir an hayalinizde kurgularsınız… Hastane günleri, cenaze, sonrasında konuşulacaklar, taziye günleri derken, sonunda evet, nihayet yeni bir hayat başlar!

Yakalandınız! Hadi itiraf edin!

En az bir defa içinizden geçirdiniz bu hissi…

“Eyvah Yaş 40” (This is 40) filminde bir sahne vardır, karı koca birbirlerine “Hiç beni öldürmek istedin mi?” diye sorarlar ve bunun üzerine konuşurlar. Yöntemleri farklı olsa da, ikisi de birbirlerini öldürmek istemiştir. Sahne sizi önce yakalar, içine çeker ve sonra bir an durumun vahametini fark edersiniz, o andan itibaren artık kendinizle yüzleşirsiniz. Tıkanmış bir ilişkinin orta yerinde, sevgilinizin ölme ihtimalini aklınızdan geçirdiğiniz an gelir aklınıza ve o garip hissi yeniden yaşarsınız.

Sevdiklerini öldürme metaforunun çok iyi işlendiği filmlerden biri de “Olağan Şüpheliler”dir (The Usual Suspects). Filmin en çarpıcı sahnesinde, Kayser Soze eve geldiğinde karısına tecavüz edilmiş, çocukları rehin alınmıştır. Ailesine bunu yapanların karısını, çocuklarını, anne babalarını ve tüm tanıdıklarını teker teker öldürüp bunun intikamını alacaktır ama başlamadan önce bu intikamın peşindeyken düşünmesi gereken başka bir şey olmaması için kendi karısını ve çocuklarını öldürür; artık intikamını alırken, hesaba katması gereken başka bir şey yoktur.

GEÇMİŞİN TORTULARI

Bu yazıya da göz atın >>  Viyana ve Mozart'ın Penceresi

“Tüm sevdiklerini öldürme” metaforu, William Faulkner‘in bir sözü ile yaratıcı yazarlığın altın kurallarından biri haline gelmiştir: “In writing, you must kill all your darlings”, yani bazen tüm sevdiklerinizi öldürmeniz gerekir. Bu kural kimi zaman hikayenin içinde, hikayenin gidişatı için kullanılır, kimi zaman da bizzat yazdıklarınızın kendisi ile… Ahmet Turan Alkan da bir yazısında “yazdıklarınızı yırtabilmelisiniz” diyordu; sesinizi bulabilmenizin ve kendinizi aşmanızın en önemli yolunun, yazdığınız her şeyi “daha iyisini yazabilirim” özgüveni ile yırtıp atabilmekte olduğunu vurguluyordu.

Her ne kadar Hemingway’in kayıp çantası bize çok dramatik gelse de, Hemingway ilk şokunu atlattıktan sonra bu olayı son derece soğukkanlılıkla anlatır. Bu kaybın kendisine yazı üslubunu rafineleştirme açısından iyi geldiğini söyler.

Bazen böyle kazalara ihtiyaç duyarız hayatımızda, bazı defterleri kapatmak için…

Bugün 2015’in son günü. Geçen yıldan elinizde, zihninizde ne kaldı ise ardınızda kalmasının vaktidir.

Hemingway’ın kayıp çantasının ona kattıkları gibi, kayıplarınızın kattıklarını hesap edin.

Yeni Yüzyıl Gazetesi, 06 Ocak 2016

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir