Hidayet’in Hikayesi

dumanalti-memleket-meseleleri-03Gerçek Hayat Dergisi, Sayı 758

Metin Abi’nin yerinin müdavimlerinden biri de Hidayet’ti. Hidayet aklı kıt, dini bütün bir kardeşimizdi. Tesbihi, takkesi ve ağızdolusu, abartılı laflarıyla mütemadiyen fetva verirdi ihtiyaç sahiplerine…

Metin Abi birinden bahsederken “gavat” demiş. Hidayet olaya anında müdahale etti: “Haşa Mattınaabi, gavat denmez, zinhar çok günah!” Metin Abi’nin asabı neye bozulduysa artık, üsteledi “La oğlum, adam gavatsa ne diyecez?” Hidayet sık sık fetva verirdi ama zoru gördü mü fetvasını yumuşatırdı: “Abi, arkasından bi defa diyebilirsin.” Metin Abi ısrarlı: “Tamam arkasından bi defa dedik, e adam boyuna gavatlık yapıyor, n’apacaz?” Hiyadet yumuşattığı fetvayı esnetirdi de: “Abi bi defa da sessizce yüzüne diyebilirsin.”

Ben pek muhabbet edemezdim ama Hidayet hoşmuhabbet bi tipti. Çayocağına girdi mi ilgiyi üzerinde toplar, millete laf yetiştirir, sonra da namaz vakti çıkıp giderdi. Caminin yanındaki tatlı sudan günde iki bidon su taşırdı çayocağına, bu mesaisi karşılığında çayocağında Hidayet’in sınırsız çay hakkı vardı. Aniden ortadan kaybolur, olur olmadık yerde ortaya çıkardı.

Bir süre Hidayet’i göremez olduk. Yol vermiş Metin Abi buna; meğer tatlı su çeşmesinde sıra olunca, suyu caminin çeşmeden doldurup getiriyormuş dürzü. “Hele çayın tadı değiştiydi” demişti Metin abi, çeşme suyundan içmişiz epey. Ne yalan söyleyim, biz çok fark etmemiştik çayın tadının değişip değişmediğini ama Hidayet’in ayağı kesildikten sonra, çayın tadı sahiden kaçmıştı. Bu olay üzerine biz de ekipce tepki gösterip çayocağından ayağımızı kestik demek isterdim ama öyle olmadı. Hidayet’in hayatımızdaki yeri bu ilkesel ve radikal tepkiye neden olacak kadar fazla değildi demek ki, hayat Hidayet’ten sonra, olduğu gibi devam etti. Aradan zaman geçti, Metin Abi’nin yeri kapandı, biz liseyi bitirdik, üniversiteye başladık. Memleketin yolunu tatilden tatile tutar olduk.

Birgün, sabaha karşı indim Sivas’a. Normalde kağnı gibi giden otobüs, o gün neyse artık derdi, beş saatte düşürdü bizi Sivas’a. Hava buz, ayaz kurşun gibi değiyor. İlk otobüsle Kangal’a gideceğim, otobüs saat yedide ama saat daha beş, iki saat vakit geçirmem lazım. Paşa Camii’nin arkasındaki amele kahvelerinden birine gittim, bu saatte tek açık yer burası. Demir konsrüksiyon bir yapıyla tavana yakın bir yükseklikte sabitlenmiş televizyon, yanakları kızarmış gümbür gümbür yanan sac soba, içerisi sıcak, sabah haberlerini izliyor millet. Biraz ısındım, iki çay içtim. İlk etapta anlamadım kahvenin mevzuunu, mekâna yabancı olduğum da belli oluyor, gelip gidenin garip bakışlarına maruz kalıyorum. Çok da rahat edemedim aslında fakat dışardaki soğuk alternatifi düşününce ehven-i şer deyip oturuyorum.

Kahvenin ilginç bir ortamı var, bi yandan ilgimi de çekiyor. Saat yedi gibi adamın biri girdi içeri, “sıva var gardaş, iki sıvacı” dedi, üç dört kişi kalktı, adamla pazarlık yaptılar, ikisi gitti, geri kalanları oturdu gidenlerin arkasından atmaya başladı: “o paraya helaya gitmem la, adam amele deel eşşek arıyo”, öbürü tamamladı “buluyo ya gardaş sen ona bak”; gülüşmeler, homurdanmalar filan oldu derken herkes kaldığı yerden tavana yakın asılı televizyona bakmaya devam etti. İlk otobüsün vakti çoktan gelmişti aslında ama pek dışarı çıkasım yok; içeri giren simitçiden bir simit aldım, kahvaltıyı da yapmış oldum, oturmaya devam ettim. Bu arada, kahvede envai çeşit muhabbet dönüyor, ben de kulak kabartıyorum.

Biraz sonra Hidayet girdi içeri. Görmeyeli epey olmuş; bıyık bırakmış, aslında biraz da yaşlanmış. İçeriye giriş stili aynı. Okkalı bir “essamünaleykümvarahmetullah” çekti, misliyle “vaaleykümselam”ını aldı, bir masaya oturdu bereyi çıkardı, takkeyi takdı, çayını söyledi. Hidayet’in üçlü kombosuydu bu, hiç değişmemiş, zamanlama bile aynı.

Bu arada, yan masada bi sakal mevzusu var. Tartışma “avradın rızası yoksa sakal bırakabilir misin bırakamaz mısın?” Mesele iyice karıştı, bir fetva lazım oldu, içlerinden biri döndü “La Hidayet, avradın rızası yoksa sakal bırakmak caiz mi deel mi?” Hidayet önce bi tipleri süzdü, fetvayı kimin lehine verirse iyi olur hesap etti ve verdi fetvasını: “Olur abi, sakal sünnet.” Yalnız tartışmanın güçlü tarafını yanlış teşhis etmiş, soruyu soran adam fetvaya muhalif çıktı: “La dürzü, avrat gan ekmek yediriyor, evde huzursuzluk mu çıkarak yaniya?” Hidayet hemen fetvayı yumuşattı: “Abi biraz kısaltabilirsin, ama az…”

Atkımı sarındım, beremi taktım, yavaştan eski garajlara doğru yol aldım. Ben çıkarken Hidayet verdiği fetvayı esnetmekten bi hâl olmuş, halen kıvırıyordu.

Dürüst olayım, iyiydi, hoştu ama biraz sahtekârdı Hidayet.

Yorumlar

Yorumlar