İçimdeki taşralı ile vedalaşmanın hüznü…

Beş kişi yüzünden bulaştım bu işlere, beş kişi yüzünden elime kalem aldım. Minnetimi şimdiye kadar hep yazarak ödedim ama bu beş kişiye karşı ödeyeceğim minneti hep erteledim. Eksik kalmaktan korktum. Her birine dair bir şeyler yazmak istedim ve ne zaman alsam elime kalemi, tek kelime yazamadan vazgeçtim.

Bunlardan biri İsmet Özel’di.

sair-ismet-ozel

Çok defalar bilgisayarın başına oturdum, bir boş sayfa açtım, biraz baktım ve sonra vazgeçip kapattım. Çünkü ne yazarsam yazayım “karlı bir gece vakti bir dostu uyandırmak” kadar heyecan verici bir yazı olmayacaktı, “celladıma gülümserken çektirdiğim resmin arkasındaki satırlar” gibi okuyanın suratına çarpılmış hissi veren satırları ihtiva edemeyecekti.

Değil birkaç sayfa, ciltler dolusu yazsam da “mataramda tuzlu su”yu okuduğumda hissettiğim şaşkınlığın bedelini karşılayacak bir yazı olmayacaktı. “Toparlanın gitmiyoruz!” deyip kelimelerimi zihnime yığmaya çalışsam da sonunda “Taşları yemek yasak!” deyip vazgeçtim. Ne yazarsam yazayım beni heyecanlandıran tek bir satırın dahi diyetini ödeyemeyeceğimi bildiğim için ve bir de o hayalimdeki yazıyı yazarsam “çözülmüş bir sırrın üzüntüsü”yle kahrolacağımı düşünerek erteledim, yazamadım, yazmadım.

İsmet Özel’in “Türkçü” manifestoları haber olmaya başlayınca, haberlere kulak tıkadım, bakmadım. O haberler çıktıktan sonra takip etmemeye çalıştım. İçimdeki taşralı, modern şehir hayatına epey direndi ama yorgun düştüğü bir gün televizyonda İsmet Özel’e denk geldim. İzledim.

“Bugün benim için önemli bir gün.” dedim sevgilime. Gerçeklerle yüzleştim. İçimdeki taşralı ve İsmet Özel’le vedalaştığımı hissetim. Karlı bir gece vakti bir dostu uyandırmak istemiyordum artık. Sanırım bu defa, matarama tuzlu su ekleyip, azıksız uzun yola çıkmaya hüküm giyen bendim. İçimdeki taşralı ağladı, ben ağlayamadım.

İsmet Özel’i google’da arayıp blogumda bulan birkaç kişi olmuş. Fakat ne yazık ki karşılaştıkları yazı, o hep hayalini kurduğum ve yazamadığım, minnetimin ifadesi olan yazı olmadı. Çok isterdim şöyle tokat gibi bir İsmet Özel yazısı ile çıkayım onu arayanların karşısına, olmadı.

Neden büyük ırmaklardan bile daha hüzünlüydü içimdeki taşralıyla vedalaşmak?

Eskiden teravihe giderken kar yağardı ya…

Ne güzeldi…

 

Yorumlar

Yorumlar