17/25 Aralık girişimi her vicdanlı insanı bir ayrımın kavşağına getirdi. Ortaya o kadar pislik saçıldı ki, kimse kayıtsız kalmadı.

Siz kapıyı kapatmışsınız, uyurken evin salonunda epey bir şey oluyor. Sonunda bir patırtı kütürtüye uyanıyorsunuz. Salona geldiğinizde manzara şu: İki kişi var, biri hırsız öbürü de mahallenin hırsızlık dahil her türlü melanetini işleyen kabadayı. Her türlü melanetin altındaki kabadayı diyor ki “hırsızı yakaladım”, el-hak, doğru söylüyor, hırsızın elinde sizin cüzdan, kabadayı boğazına sarılmış sizden işaret bekliyor, anında sıkacak ümüğünü ama bir sorun var, ikisi de sizin salonda! Yani her türlü melanetin içine hırsızlık da dahil, salona da işbirliği yaparak girmişler, ne olduysa bir anlaşmazlık çıkmış aralarında ve gümbürtü kopunca ışıklar yanmış ve durum bir bir açıklamayı gerekli kılıyor.

Hırsızın durumu için açıklamaya hacet yok, elinde sizin cüzdan duruyor. Fakat diğerinin durumu biraz sofistike. Kabadayıyı tanıyorsunuz, çok hırsız yakalamışlığı var böyle salonda. Siz dahil, mahallelinin salonunda çok hırsızın ümüğünü sıkmışlığı vaki. Kabadayıdan çok çekmişsiniz ama biraz da korkudan şimdiye kadar hep hırsızı boğdurmuş, kabadayıya ses edememişsiniz. Fakat bu defa cesaretinizi topluyor ve farklı bir şeye kalkışıyorsunuz, bu defa ne pahasına olursa olsun kabadayının biletini kesmeyi kafaya koyuyorsunuz. Hırsız eninde sonunda yine yakalanır, yakalanmasa bile olan üç beş kuruş paranıza olur ama bu kabadayının kaçıncı vukaatı belli değil, bir de bundan sonrasının garantisi de yok.

Menderes’i kabadayı gözümün önünde, salonun ortasında darağacını kurdu ve astı, Mesut Yılmaz bile burnunu kıran yumruğun peşine düşemedi, kabadayı kırdığı burunla kaldı biz hırsızın defterini dürdük, Özal’ı ellerimizle teslim ettik, kabadayı yine mahallede elini kolunu sallaya sallaya gezmeye devam etti. En son yine aynı manzara ile karşı karşıyayız, kabadayı bas bas bağırıyor “hırsızı yakaladım” diye, biz bu defa farklı bir şey söylüyoruz, şimdi senin hesap günün kabadayı, hırsızın çaldığı umrumda değil, hatta helal ettim ama seninle hesaplaşacağız diyorsunuz.

Kabadayı’nın argümanları beni ikna etmiyor. Çok yetim doyurmuş, haram yememiş falan filan. Hadi anladığı dilden konuşalım, bunları maşherde divan kurulduğunda anlatırsın, mahkeme-yi kübrayı inandırırsan sorun yok, beni ilgilendirmiyor ama bu defa hesabı mahşere bırakmayı düşünmüyorum. Kabadayı’nın vadettiği öbür dünyadaki adaletten önce hele bu dünyadaki adaleti bi sağlayalım. Ha, bir de bu dünyada tek suç “haram yemek” değil, ki o kısım da tartışmalı, haram yememişsin ama girdiğin kul hakkının haddi hesabı yok. Kabadayı’nın avanaesine bakarsan onun da meşrulaştırması kolay fakat ben o avaneden değilim, dolayısıyla benim için o argümanlar hiçbir şey ifade etmiyor.

Peki bu Kabadayı ile hesaplaştık diyelim, yerine gelecek olanı na’pacağız? Hele bi bunun hesabını görelim, yerine gelen nasıl olsa buna bakıp ayağını denk almak zorunda kalacak, nitekim örneği var, Ergenekon/Balyoz hesaplaşmasında da aynı şeyler söylendi, sonuç ne oldu? Sonuç şu: Artık onlar haddini biliyor, bu memlekette kabadayılık eskisi gibi yapanın yanına kâr kalmıyor, artık ayaklarını denk almak zorundalar.

Peki hırsızın hiç mi günahı yok? Ona da geleceğiz, hele şimdi şunu bi bilin: Kabadayı’nın hesap günündeyiz!

Yorumlar

Yorumlar