[Bu yazı, 27.01.2009 tarihinde Yeni Şafak Gazetesi‘nde yayınlanmıştır.]

Mevcut birçok sorunumuzun kaynağı olan bir resmi ideolojimiz varken, birçok problemimiz gün geçtikçe çözümsüzlüğe doğru evrilirken, çözüm iddiasıyla karşı bir resmi ideoloji inşasına girişiliyor ve tabiri caizse bir yanlış, başka bir yanlışla düzeltilmeye çalışılıyor. Mücadele edilen resmi ideolojinin handikaplarına düşülerek, mevcut resmi ideolojinin çözümsüzlük için kullandığı dili, tam tersinden aynı şekilde kullanmak, sorunu her adımda çıkmaza sokuyor.

PKK vesayetinde siyaset yapan çizgi, tehlikeli bir şekilde bir ‘Kürt resmi ideolojisi’ inşa ediyor. İsteyerek ve cebren, bu ideoloji Kürtlere benimsetiliyor, başka alternatif yokmuş gibi sunuluyor; çıkması muhtemel alternatiflerin de resmi ideolojilerin malum tehdit ve yöntemleriyle önü kesiliyor. Resmi ideolojiye karşı çıkıp siyaset sahnesine inmeye cesaret edebilecek bir yapının yokluğu, Kürt sorununu iki resmi ideoloji arasında çözüm-süzlüğe mahkûm bırakıyor. Devletin tutumunu eleştiren ‘sistemin Kürtleri’, fiiliyatta devletin yöntemlerini taklit ediyor. Milliyetçiliği eleştirirken, karşı-milliyetçiliğin handikabına düşüyorlar. Dağa angaje siyaset yapıyorlar, siyaset tarzı olarak kalıp sloganlar ve jargonlarla konuşmayı tercih ediyorlar. Her totaliter-resmi ideoloji gibi, mümkünse propaganda ile değilse cebren halka totaliter-resmi ideolojiyi benimsetmeye çalışıyorlar.

Kürt Resmi Siyasetinin İdeolojik Temelleri

Kürt resmi ideolojisinin temelini, Marksist-Leninist, devrimci ve etnik temelli siyaset öngören bir yapı oluşturuyor. Elbette ki, kavramın şablonu mevcut duruma birebir oturmuyor. Örneğin bir Kürt devleti yok, fakat bu, fiiliyatta yapılanı, bir resmi ideoloji inşası olmaktan çıkarmıyor.

Her resmi ideolojinin olduğu gibi, inşa edilen Kürt resmi ideolojisinin de tabuları, dokunulmazları, kutsalları var. Bu tabular sorgulanamıyor, sorgulamayı deneyenler bir şekilde saf dışı bırakılıyor. ‘Sıradan Kürtlerin’ resmi ideolojinin öngördüğü söylemlere sorgusuz sualsiz inanmaları bekleniyor.

Etnik temele dayanan milliyetçilik ile bir ‘ulus-devlet’ ideali peşinde siyaset yapılıyor. Amaç, ‘ulus bilinci’ inşa etmek, devrim sonucunda bir ulus-devlet meydana getirmek… Bunun en temel yolu ise şüphesiz “milliyetçilik” ve bunun yanında Marksist jargonun milliyetçi versiyonu olan ‘ezilmiş halk edebiyatı’…

İdeoloji çerçevesinde zorlayıcı, daimî propaganda ile taban, partinin öngördüğü şekilde biçimlendirilmeye, endoktrinasyona tabi tutuluyor. Yığınlar, tanımlanan ‘ideal bir Kürt tipine’ evrilmeye zorlanıyor. Baskı, sindirme, gerekirse cebir yoluyla alternatif muhalefet kaynakları engelleniyor, siyasetin tek temsilcisinin ‘hakim ideolojinin partisi’ olmasına çaba gösteriliyor.

Liberal Bakış Katkı Sunabilir

Bugün geldiğimiz umut kırıcı noktada, az da olsa, olumlu yönde Kürt sorununda alınan mesafe, hiç de sanıldığı gibi “kolektif haklar” temelli argümanlarla sağlanmadı. Dindar kesimin mücadelelerinde yol almalarıyla Kürtlerin mücadelelerinde elde ettikleri kazanımlar, li-beral değer ve ilkelerin dillendirilmesi ile oldu.

İslami kesim ne zaman, “başörtüsü bir ter-cihtir” demeye başladı, sorunu ‘birey hak ve özgürlükleri’ çerçevesinde temellendirmeye başladı, güçlü argümanlarla kendi mantıki örgüsünü bina etti; ondan sonra başörtüsü meselesinde resmi ideoloji karşısında daha güçlü bir pozisyon kazandı, resmi ideolojinin argümanlarını karikatürleştirdi.

Kürt meselesinde de, kolektif haklar savunusundan ziyade, birey hak ve özgürlükleri temelinde bir siyaset geliştirilmesi mevcut resmi ideoloji karşısında daha güçlü konumlanmayı sağlayacaktır. Ancak bu savunmayı Kürt resmi ideolojisinin yapması mümkün değildir. Sivil bir hareketin bu argümanlarla ortaya çıkması ve her iki resmi ideolojiye karşı siyaset yapması elzemdir. Kürt problemi bir özgürlük problemidir. Bireylerin sahiplik hakları kendi vücutlarından başlar. Sosyal bir çevrede yetişme zorunluluğumuzdan kaynaklanan doğuşta sahip olduğumuz kültürel özelliklerimiz de bireyin varlık alanı içindedir. Bunun böyle olmadığını söylemek bireyin vücudu ve yetenekleri üzerinde birey yerine başka birinin veya bir grubun sahiplik hakkı olduğunu iddia etmektir. Böyle bir iddianın hiçbir ahlaki değeri ve temeli yoktur.

Sivil Bir Kürt Hareketi Şart

Bu açıdan Kürt sorununa Marksist-Leninist-Stalinist bir hareketin çözüm olması kesinlikle mümkün değildir. Hatta sol-liberaller de ancak liberal insan hakları teorisinden beslendikleri ölçüde sorunun gerçek mahiyetini kavrayabilirler. Çünkü komünizmde esas ilke özgürlük değil, eşitliktir ve mutlak eşitliğin arandığı yerde de özgürlüğe yer yoktur. Özgürlüğün olmadığı yerde ise ne kültürel farklılıklar; önemlidir ne de bireysel kimlikler bir anlam ifade eder. Önemli olan tek şey ‘hareket’ ve ‘devrim’dir. ‘Büyük dava’ uğrunda, -ki Kürt meselesinde bu dava ‘ezilmiş halkın’ kurtarılmasıdır- sosyalist liderler kitleye önderlik ederler ve kitlenin hiçbir şekilde liderlik tarafından belirlenmiş katı kurallarından ve politikalarından ayrılmasına izin vermezler. Eleştiri sesini yükseltmeye çalışanlar ‘hain’ ya da ‘yanlış bilince’ sahip, ‘doğru yoldan sapmış’ kişilerdir ve doğru yola sokulmaları elzemdir. Böyle bir harekette Kürtlerin kimlik problemleri ya da Kürt bireylerin kişiliklerini geliştirme güçlükleri araçsal bir taktik malzemesi olmaktan öteye geçemez. Kürt komünist liderler başarılı bir şekilde hedeflerine ulaşsa dahi, Kürtlerin kimlik problemleri de çözülemez. İnanmayanlar Sünni-Türklerin bugünkü kimlik problemlerine bakılabilir. Kürtlerin sorunlarının çözümünü bir resmi ideoloji inşasında görmeleri, sorunun boyut değiştirmesinden başka işe yaramayacaktır. Kolektivist fikirlerin etkisindeki Kürt hareketleri sorunu bir 30 yıl daha çözümsüzlüğe mahkum etmekten başka bir sonuç vermeyecektir.

Son olarak belirtmek gerekir ki, Kürt sorununun çözümü yolunda önemli adımların atılabilmesi için, mevcut Kürt siyasetine alternatif daha ‘sivil’ bir siyaset elzemdir. Askeri çözümün Kürt meselesini derinleştirmekten başka işe yaramadığı aşikar; fakat Kürtlerin de, dağa angaje siyasetin çözüm olmadığını görmeleri gerekiyor. Kürt toplumunun ‘demokratik açılımı’ devletten beklemesi son derece makul bir taleptir, ancak kendi içinden ‘sivil’ bir Kürt hareketi çıkaramamış olması da ayrıca sorgulanmalıdır.

Yorumlar

Yorumlar