Ödünç verilip de geri gelmeyen kitaplarımız…

En büyük okur derdi sanırım bu, ödünç verilen fakat geri gelmeyen kitaplar…

Kitap meselesini bir “fetiş” haline getirmeme taraftarıyım. Her ne kadar benim de kitap konusunda bazı takıntılarım varsa da, bunu hayatı zindan edecek bir hale getirmek pek mantıklı değil.

Kitap ödünç verme konusunda da bu yönde bir tavır belirlemek hayatı kolaylaştırır diye düşünüyorum. Manevi değeri olan, birinden aldığınız bir hediye, altını çizdiğiniz, notlarınızın olduğu kitapların gidip de geri gelmemesi gerçekten büyük bir dert. Bazı kitaplarımı kaybetmiş olmak beni de halen aklıma geldikçe üzen bir şey. Fakat baskısı bulunan, piyasada halen varolan ve okuma sürecine dair çok da derin anlamları olmayan kitapların gidip de gelmemesini pek dert etmiyorum.

Kütüphaneci gibi, ödünç verilen kitapların excel’e not tutulması, tarihler isimler gibi okumaya pek de faydası olmayan “angarya” işlere girişmek yerine ödünç verme konusunda bir politika belirlemek daha sağlıklı olabilir. Kendi politikam, “asla ödünç verilmeyecek kitaplar” belirleyip, geri kalanı için çok da dertlenmemek şeklinde.

Bu yazıya da göz atın >>  Neden çanta taşıyoruz, neden okumayacağımız halde yanımıza kitap alıyoruz?

Tabii bu duruma habersiz alınan kitapları katmıyorum, o biraz daha başka ahlaki sorunlara kapı açan bir durum.

Kitaplığınızın bir bölümünü “asla kimsenin erişiminin olmayacağı” bir raf olarak belirleyip, o raftan ödünç kitap vermemek gerek. Tüm bu söylediklerime rağmen içiniz rahat etmiyorsa, asla ödünç verilmemesi gereken rafı genişletip tüm kitaplığınız yapabilirsiniz.

Zira kitap ödünç verirken aklınızda olması gereken en önemli şey, ödünç verilen kitabın geri gelmesi istisna, gelmemesi genel kaide olduğunu bilmek olmalıdır. Aksi halde üzülürsünüz.

Ve bir tavsiye Anatole France reisten: Asla kitaplarınızı ödünç vermeyin, kimse geri getirmez. Benim kütüphanem başkalarından ödünç aldığım kitaplarla dolu. 😁

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir