Ortadaki Fotoğraf

Kendileri doğmadan ya da henüz hatırlayamayacak kadar küçükken vefat ettiği için, adını taşıdıkları dedesini tanıyamayan arkadaşlarım oldu. Üzülürüm onların adına, çünkü insanın hayatında tanıyabileceği en güzel insanlardan birisi “dede” denen aksakallılardır. Çok şükür ki dedesini tanıyan şanslı insanlardanım.

Kendileri doğmadan ya da henüz hatırlayamayacak kadar küçükken vefat ettiği için, soyadını taşıdıkları babasını tanımayan arkadaşlarım da oldu. Onların adına da üzüldüm hep, çünkü insanın hayatında tanıyabileceği en güzel insanlardan birisi “baba” denen o kahramanlardır. Çok şükür ki babası ile arkadaşlık edebilen şanslılardan oldum.

Meşhur meseldir: İnsan önce “babam her şeyi biliyor” der, yaşı ilerledikçe “galiba babam bazı şeyleri bilmiyor” dermiş. Başında kavak yellerinin estiği sıralar “babam hiçbir şeyi bilmiyor” asiliği ile hayata devam edermiş. Yaş kâmil tepelere tırmanmaya başladığında “galiba babamın bir bildiği varmış” der, babasını kaybettiğinde ise “eyvah, meğer babam ne kadar haklıymış!” nedameti ile özlermiş babasının gölgesindeki günlerini. Kavak yellerinin henüz dinmeye yüz tuttuğu “babamın bir bildiği varmış” deme yaşlarındayım.

Hala “genç” denildiğinde o sihirli lafı bir iltifat gibi üstüme alınıyorum fakat yuvarlanarak ayağıma kadar gelen topu durdurduğumda, topu istemek için avazı çıktığı kadar bağıran veletler bilmeden bana zamanın ilerlediğini hatırlatıyor: “Abi topu atar mısın?” isteğindeki “abi” hitabı ara sıra “amca topu atar mısın?” şekline dönüşmeye başladı. Demek ki yaşıtlarımın çocukları top oynamaya başlamış.

Zaman geçer ve devr-i daim hızını hiç kesmez.

Dedembabam ve ben” sıralaması hayatın özetidir, üç nesil dünya üzerinde bu hiza ile bulunur; aile albümünün güncel sahifesinde üç fotoğraf bu sıra ile yer alır. Zaman geçer ve biri nöbeti diğerine devreder, sıralama şöyle değişir: “Babamben ve oğlum”. Bunun sonrası “benoğlum ve torunum”dur. “Ben”, geçen zamana göre, sondan başa doğru yer değiştirir. Bunun sonrası ise hatıralar, hatıralar ve soluk fotoğraflardır… Dedem, onun babası, onun ve hatta onun da babası… Hepsi geçti bu çarkın dişlileri arasından. Şimdi sırada biz varız.

On sene öncesine kadar ortadaki babamdı, dedemle benim aramda… Zincirin halkası bir eksik ile devam ediyordu dünya üzerinde nefes alıp vermeye. Dedem nöbeti devretti gitti, sıralama “babam ve ben” şeklinde değişti, ortadaki babamken şimdi sıra bana geldi.

Genelde bu benzer hikâyeleri anlatan “ortadaki” olur, oğluna babasını anlatır. Ben henüz “çoluk çocuğa karışma” işini beceremediğim için, kardeşim üzerinden anlatıyorum hikayeyi. Dedemden on yıl sonra zincirin halkası geldi, bir yeğenim oldu. Format biraz değişse de hikaye aynı… Sıralama Demem-Babam-Kardeşim’di. Dedem gideli on yıl oldu, şimdi Babam-Kardeşim-Yeğenim şeklinde. Yeğenim geldi, babam dede oldu, kardeşim baba oldu. Yeğenim büyüyor dedesinin gölgesinde.

Cedric birkaç yıl önce 9 yaşına girmişti. Biraz ağırdan alsa da Cedric büyüyor. Ben de bu yıl 34 yaşıma girdim. Zaman geçiyor.

Yorumlar

Yorumlar