4 Aralık 2011’de, Rusya’da meclisin alt kanadı olan Duma’yı belirleyen seçimlerde Başbakan Vilademir Putin’in liderliğindeki Birleşik Rusya Partisi %49 gibi yüksek bir oranla birinci parti olarak çıktı ama oy oranı önceki seçime göre önemli ölçüde düştü. Her ne kadar yüksek oranda oy almış olsa da sandalye sayısında önemli bir azalma oldu. Arap Baharı’nın esintileri henüz dinmeden gerçekleşen bu seçim, kapalı sistemlerde genellikle yaşanan ve artık kanıksanan “seçimlere hile karıştırılması” gibi alışkanlıklardan bağımsız olarak değerlendirilmedi, dünya kamuoyu ve Rus meydanları da bu ihtimali gözden uzak tutmadı, seçimlere hile karıştırıldığı yönündeki iddialar nedeniyle çeşitli gösteriler yapıldı. ABD Cumhuriyetçi Parti eski başkan adaylarından Mc Cain de, twitter’dan Putin’i Arap Baharı’nın ülkesine doğru yaklaştığı şeklinde uyardı.

Peki bir “Rus Baharı” yaşanır mı? Yaşanırsa ne zaman?

Bahar havasının Rusya’yı da etkisi altına alması kaçınılmaz ve bahar değilse bile bir şeylerin yaşanabileceğinin ilk sinyallerini seçimler sonrası meydanlara dökülen insanlar gösterdi. Fakat bir bahar havası için bunun erken bir öngörü olduğunu söyleyebiliriz. Rusya’da işin içine giren değişkenler ve ülkenin siyasi iklimi, bahar havasının Arap coğrafyasında yaşandığı gibi yaşanmayacağını gösteriyor.

Putin’in hala halk desteği olduğu düşünülüyor ve Arap Baharı’nın Rusya’da yaşanacağına pek ihtimal verilmiyordu. Fakat beklenmedik şekilde seçimler sonrası sokak gösterilerine katılım yüksek oldu. Rus devletinin gösterilerin yapılacağı Cumartesi gününe, tatil olmasına rağmen okullarda sınav koyması; sağlık bakanının ölümcül bir grip salgını olduğu ve gösterilere katılanların sağlıklarının tehlikeye girebileceğini açıklaması; gösteri alanı girişlerinde yapılacak kontrollerde asker kaçaklarının tutuklanacağı gibi fiilen fizikî ve psikolojik engeller çıkarmasına rağmen bu üstü kapalı tehditleri dikkate almayan birçok insan meydanlarda toplandı ve “Putin’siz Rusya” sloganlarının atıldığı ve pankartlarının taşındığı büyük bir miting oldu. Tam sular duruldu derken bir gösteri daha oldu ve ister istemez insanlar Rus Baharı yaklaştı mı diye düşünmeye başladı. Yakınlarda büyük bir gösteri daha yapılacağı konuşuluyor. Mart 2012’de  yapılacak olan ve Putin’in seçilmesine kesin gözüyle bakılan başkanlık seçimlerine çevrildi gözler.

4 Mart’ta yapılacak olan Devlet Başkanlığı seçimine hile karışacağına neredeyse kimsenin şüphesi yok ve bu durum Orta Doğu’daki olaylara bakarak düşünüldüğünde Mart sonrasında bir Rus Baharı beklenmeye başlandı. Rus Baharı neredeyse kesin fakat o kadar çabuk gelmeyecektir.

2000’li yılların ortasında gerçekleşen Renkli Devrimler’den farklı olarak, Arap coğrafyasında gerçekleşen devrimler neredeyse lidersiz, tamamen halk tarafından yapıldı. Ukrayna’da Rus yanlısı Yanukoviç yönetimine karşı Batı taraftarı Victor Yuşçenko güçlü bir muhalefet ve yeni bir söylemle, Gürcistan’da ise Soğuk Savaş siyasetçisi Edvard Şevadnadze’ye karşı ülkeyi dünyaya açmayı vadeden Mihail Saakaşvili toplumu mobilize etmiş ve arkasına almıştı. Aslında bir iktidar mücadelesi yaşandı ve bir zihniyet dönüşümü gerçekleşti, halk iki ülkede de “stratejik siyaset”i önemseyip vatandaşı dikkate almayan devlet mantığını Batı referanslı tezleri önemseyen liderlere destek vererek değiştirdi. Fakat Arap coğrafyasında gerçekleşen devrimlerde bir iktidar mücadelesi yaşanmadı, bir eski rejim tasfiyesi oldu. Halk bir iktidar mücadelesinde taraf olmaktan çok, mevcut zihniyeti kökten değiştirmek istedi.

Rusya’ya bakıldığında, Arap coğrafyasındaki gibi lidersiz, taleplerinin arkasında bir devrim yerine, bir iktidar mücadelesi sonucu, iki alternatiften “daha iyi yaşamayı” vadeden tarafı seçecek ve bunu Gürcistan’da Saakaşvili’nin şahsında birleştirdiği gibi muhalif birinin şahsında simgeleştirip onun peşinden gidecek gibi görünüyor. Putin’in stratejist kimliği, halkı hiçe sayıp meydan okumak yerine üstü kapalı tehditlerle korku siyaseti yapmasıyla dikkat çekiyor. Dolayısıyla halk korku siyaseti yerine “umut siyaseti”ni seçmeye karar verdiğinde Putin yönetiminin ve siyaset zihniyetinin raf ömrü dolmuş olacak.

Şu sıralarda 40’lı yaşlarda olan orta yaş kuşağı, en azından ilköğretim kısmında Sovyet endoktrinasyonuna maruz kaldıkları için Putin’in Soğuk Savaş kalıntısı propagandaları etkili olabiliyor fakat 30’lu yaşlardaki gençler, 90’ların karmaşasında şekillenmiş, zihinleri karışık bireyler olarak “yüce devlet, kutsal aile, herkes düşman uyanık olmalıyız” gibi korku ile yönetilme konusunda ebeveynlerinden daha sorgulayıcılar. Bu nesil 30’larının ortasına geldiğinde hayatı ıskalıyor olmanın hissi ile ve orta yaş bunalımının etkisiyle çok daha kararlı olacak. Şimdilerde 20’lerinin ortasında olan ve Sovyet dünyasını kitaplardan ve anne-babalarının anılarından bilen gençler için korku yönetimi etkili olamayacak zira dışarda son derece cazip ve ulaşılabilir bir dünya varken soyut ve ne olduğu pek belli olmayan ulvi hedefler için bu imkanları ellerinin tersi ile itmeyecekler, “yeni dünya”da hüküm süren ve başka ülkelerdeki akranlarının yaşam tarzı için diretecekler.

Sovyetlerin yıkılmasından sonra ilk şoku atlatan ülke, Putin yönetimi altında “istikrar ve iyi ekonomi” vaadi ile uzun süre siyasete aktif olarak katılmadı. Kâbus bir rejimden çıkan halk, baskıcı ve despot bir yönetim altında dünyanın değişmesini izledi. Ancak dünya değişirken bir yandan da hakkı olan özgürlüklerin kısıtlanmasının aslında hayat standartlarını önemli ölçüde aşağı çektiğini gördü ve bir sonraki aşamada bunun için mücadele edecek. Bu süreç kendi liderini de ortaya çıkaracak. Bu olgunlaşma için Putin’in anakronik yönetimi üzerindeki illüzyonun çözülmesi gerekiyor, bunun en sağlıklı yöntemi ise Putin’in bir dönem daha Başkan olması. Başkanlık seçimleri sakin geçmeyecektir ve sonrasında kolay durulmayacaktır ancak bu bir devrime gitmez, Putin bu krizi bir şekilde yönetecektir. Fakat bir sonraki dönemde yeni oy hakkı elde edeceklerin Sovyet dünyasıyla büyüklerinden duydukları bir fantezi  olması dışında hiçbir teması bulunmayacağı için süreç kaçınılmaz olacaktır.

Popüler klişe ile ifade edersek, Mc Donald’s’ta yemek yiyen, iPhone kullanan 30 yaş kuşağı çocukluk anıları olarak da olsa Sovyetler hayaline dokunabiliyor ve bu yeniliklerin kendilerine bir lütuf olduğunu düşünüyor, bunun için şanslı olduklarını düşünüyorlar. Fakat 5 yıl sonra bu nesil artık mücadeleyi göze almış olacak ve arkalarından gelen nesil Mc Donald’s ve iPhone’u bir lütuf değil bir “hak” olarak görüyor olacak. Şimdi bir araya gelemeyen bu yakın kuşak 5 yıl sonra büyük bir sinerji oluşturacak.

5 yıl sonra Sovyet endoktrinasyonuna maruz kalmış son nesil emeklilik yaşına yaklaşmışken Sovyetleri anne-babasının hatıralarından bilen ve “Yeni Dünya”nın ortasına doğmuş gençler Putin’in stratejik hedeflerini umursamayacaklar. İşte asıl değişim o zaman başlayacak. Putin stratejilerinde ısrar ederse devrimle, etmezse seçimle gitmek zorunda kalacak. Putin’i indirecek muhalif ise şimdi 30’larında olan ve hayatı kaçırdığı hissine kapılan gençlerden biri olacak.

Putin’in en fazla 6 yılı var ama bu Mart’ta gitmeyecek. Belki de sağlıklı olanı bu olacak.

Yorumlar

Yorumlar