Sevgili Beyazlar, Bize Alışsanız İyi olur

Gerçek Hayat Dergisi, Sayı 768

“Her şeyden önce değer yargıları aynıydı. Anadolu insanı idiler.” diyor Türkiye Ermenileri eski patriği Mesrob Mutafyan. Ermeni vatandaşların çoğunun AKP’ye oy vermesini de, Ermenilerin kilisesine düşkün, itikatlı oldukları için “itikatlı” insanlara güvenmelerine bağlıyor. Mutafyan, kendi korumalarının Cuma namazına gitmelerinden dolayı huzur duyuyor ve “eğer gitmiyor olsalardı tedirginlik hissederdim” diyor. Göreve gelince yaptığı ilk iş, göreve geldiği kurumun kurucusu olan Fatih Sultan Mehmet’in kabrine gidip, teşekkür mahiyetinde dua etmek olmuş.

Aslında bu yazı burada bitebilir, zira bu paragraf o kadar çok şey anlatıyor ki… 2010 yılında Liberte Yayınları tarafından yayınlanan Ninelerimizin Komşuları kitabından aldığım bu anektodlar sadece ilk altını çizdiğim satılar fakat burada bitmiyor tabii ki. Kitap, bu alıntıladığım paragrafın satır aralarını derince dolduruyor, paragrafı biraz daha aralıyor. Fakat her bir ayrıntı bir kitap okumuş kadar insanı sarsıyor. Bu kitabı okumadan önce uyarmam gerek, zor bir kitap, “göz”e değil “vicdan”a hitap ediyor. O yüzden birçok yerinde gözleriniz yaşarabilir, nitekim gözyaşlarının membaı vicdandır.

“Himhime” Sivas civarında “damdama” manasına gelir, “damdama komşu” demektir. Ara Teller, Şekerci Veysel’in “himhime komşu”sudur. Tehcir zamanı bir vatandaş, dört çocuğunu komşusu Veysel Efendi’ye emanet edip gider. Veysel Efendi bu dört çocuğu kendi çocuklarından ayırt etmez, kendi çocuğu gibi büyütür. Çocuklar yaşını alınca, Kayseri’deki bir kanaat önderi papaza çocukları ailelerine ulaştırılmak üzere teslim eder ve tabutuna koymak için bir kâğıt ister: “Emanetleri sağ sağlim teslim aldım yaz ki, öbür tarafta Rabbime ispat edeyim, ben emanete ihanet etmem!”

Bu çocuklardan biri yıllar sonra Veysel Efendi’nin torunu Semih Bey’i bulur Sivas’ta. “Ben senin halanım, baban, amcan kardeşlerimdir benim.” der. Semih Bey şaşırır, ailesinde Ermenilik yoktur. Zabel Hanım anlatır geçmişten, Semih Bey “Zabel Halam çok ısrar etti, bana hala diyeceksin diye” diyor. Evet, soylarından Ermenilik yok ama Veysel Efendi’nin bir düsturu o bağı kuruyor: Anadolu insanı “emanete ihanet” etmez. Zebel Hala Veysel Efendi’ye emanettir, Veysel Efendi’nin emanetleri de Zebel Hala’ya emanettir, tabii ki “hala de bana” diye ısrar edecek.

Halis Saruhan, hastalandığında başında Kur’an okunurken, komşusu da İncil’i kapıp gelmiş. “Dua o da, bir şey olunca o da İncil’ini alır gelirdi.” diyor. Komşusunun çocuğunu kendi çocuğu bilip, derdiyle dertleniyor. Dil, din, ırk değil mesele. Mesele komşuluk hakkı, aynı gökkubbeyi paylaşmak. Hasta bir çocuğun etnik veya dini kimliği önemli değildir. Yetim kalan çocukları büyüten Veysel Efendi gibi, komşusunun hasta çocuğunun iyileşmesi için inandığı Tanrı’ya dua eden, elinden gelen en iyi şeyi yapmaya çalışan bir “vicdan” var. Çok üstüne giderseniz “İbrahim Peygamberin dinindeniz” der çıkar kenara, tarik farklı menzil aynıdır sonuçta.
***

Sadede gelecek olursak, HDP İstanbul milletvekili Garo Paylan, Hürriyet’te Ahmet Hakan’a tamamen Markar Esayan üzerine kurulmuş bir röportaj verdi. “Türkiye Türklerindir” gazetesinde koca koca iki adam oturup sayfa dolusu bir adam üzerine konuştular. Röportajın seviyesine dair kelam etmek israftır, Hürriyet’i bilen ve az çok bu memlekette yaşayan olan bitenin manasını az çok çözer, çözemeyen için de harcanan çaba ölü yatırımdır.

Ninelerimizin Komşuları kitabı şu sıralar benim için ayrı bir mana taşıyor, zira 7 Haziran öncesinde oy’umun rengini şöyle açıklamıştım: Oy’umu Ankara 1. Bölge’de kullanıyorum ama siz onu İstanbul 2. Bölge’ye sayın, benim “vekilim” Markar Esayan’dır, vekalet gerektiğinde kendisine ulaşınız! Sevgili hemşehrim Markar Esayan artık mecliste, kendi adıma temsilimde gönlüm rahat.

Beyazların Mahallesi’nden onay almaya ihtiyacımız yok şükür, Veysel Efendi de, Zebel Hala da artık mahallesini terketmeden memleketin sahibi olduğunu Beyazlar’a kabul ettirdi, isteseler de istemeseler de durum bu. Alışırlarsa kendileri için iyi olur, alışamazlarsa daha çok kahırlanırlar bu duruma.

Hasılı, sevgili Beyazlar, bize alışsanız iyi olur, zira burdayız ve hiçbir yere gitmiyoruz.

Yorumlar

Yorumlar