Şimdi yeni bir hikaye yazma zamanı!

Gerçek Hayat Dergisi, Sayı 766

2010 Referandumu’na kadar, politik bir tercih olarak oy kullanmadım ama çevremde “etkileyebildiğim” 10-15 civarındaki oy’u AK Parti’ye yönlendirdim. Memleketin gidişatına dair tercihim AK Parti’den yanaydı fakat yazıp çizerken “yerim geniş olsun” derdiyle oy vermeyip kenardan konuşmayı tercih ediyordum. Çünkü AK Parti’nin arkasına aldığı rüzgarın da bir hayal kırıklığına dönüşüp dönüşmeyeceğine dair net bir emare yoktu ve mücadele çok çetindi. İlk defa 2010 Referandumu’nda “elimi taşın altına koymam gerektiği”ni hissettim ve sandığa gittim, tarihi bir dönüşümde “bir oy/bir tuğla” da benim olmalı dedim, hem “evet” kampanyalarına olabildiğince aktif destek verdim, hem de “yetmez” şerhimi düşerek sandığa gidip “evet” dedim.

“Tarihi bir dönüşümün kritik seçimi” meselesini 2010 Referandumu sonrasındaki tüm seçimlerde hissettim ve her seferinde “bu seçim kritik” diyerek sandığa gittim. İlk oyumu, AK Parti’nin iktidarını pekiştirdiği, yaygın safsata ile “otoriterleştiği” 22 Temmuz 2011 Genel Seçimi’nde “bu seçim kritik” hissiyle kullandım. En ciddi kuşatmayı yardığımız seçimler olarak 30 Mart 2014 Yerel Seçimleri ve 10 Austos 2014 Cumhurbaşkanlığı seçiminde hissettim. Tüm bu seçimlerin hepsinde de popüler olan “ay hep bi kritik seçim, bu da mı öyle” küçümsemesine özgüvenle “evet, aynen öyle” diyerek ve bu “trend eleştiri”yi küçümseyerek, tarihi kırılma anlarında üzerime düşeni yaptım. Son olarak 7 Haziran 2015 Genel Seçimi için “bu seçim çok kritik” diyerek sandığa gittim. Aynı “popüler küçümseme”yi yine dikkate almadım fakat bu seçimin “son kritik seçim” olduğunu düşünüyordum. Nitekim, diğer kritik seçimlerde sandıktan çıkan sonuç “kuşatma”yı bertaraf etmiş olsa da 7 Haziran’da “bu seçim kritik” diyenlerin kaybettiği bir seçim oldu.

Peki 7 Haziran’da tam olarak neyi seçtik? Bu sorunun cevabı, diğer kritik seçimlerdeki temel mücadelenin ne olduğunu anlayamayanlar için bir şey ifade etmese de o seçimlerde bir kuşatmayı bertaraf ettiğini düşünen insanlar için önemli, zira 7 Haziran “son kritik seçim”di.

Temel Mücadele Neydi?

AK Parti 2002’de iktidara geldiğinde başlayan ve Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın halk oyuyla ilk turda seçilene kadar devam eden temel mücadele aslında “eşit vatandaşlık rejiminin tesisi” mücadelesiydi. Aslında 7 Haziran’da bu mücadleye “tamam mı, devam mı?” sorusunun cevabını verdik. Şahsen 7 Haziran sonuçlarıyla bu mücadeleye, iyi ihtimalle uzun bir fasılsa verdiğimizi, kötü ihtimalle de maalesef bu mücadeleyi kaybettiğimizi düşünüyorum. En iyi ihtimalde bile bu mücadelenin ağır bir yara aldığı kanaatindeyim.

Beyaz Türkler veya “memleketin sahipleri” bizi, yani “taşralılar”ı iktidarda istemedi, oyunun kurallarının hiçbir zaman dışına çıkmadan iktidarı aldığımızda da bir şekilde darbe, muhtıra, kapatma davası ve sair vesayet müdahaleleriyle “haddimizi bildirdiler”. Yakın siyasi tarih bu meselenin tafsilatıyla dolu.

Mahalle’nin ötekileri olarak dindarlar, muhafazakarlar, Kürtler veya kısacası “beyaz” olmayanlar, son 13 yılda görünür oldu, iktidara ortak oldu, hasıladan pay talep etti ve oyunun kurallarını ihlal etmeden bunları elde etti. Kural tanımayan mahallenin zorbalarına ilk defa “dik durdu”lar. Bu dik duruş çok şeyi değiştirdi. Tabii bu mahallenin sahiplerinin hoşuna gitmedi. “Son kale” de 10 Ağustos’da “düştü” ve mahallenin sakinleri zıvanadan çıktı. Artık her yolun mübah olduğu, mahalleyi yakma pahasına bütün varlıklarıyla taşralılara haddini bildirmek için çalıştılar. Fakat bir şeyi başarmıştık, artık bunu yapacaklarsa bile demokratik yolları kullanmak zorundaydılar, bunu 10 yıl içinde onlara “öğrettik” ve o kesimi oy’umuzla terbiye ettik. Çıkan sonuç her ne kadar bizim için hezimet olarak görülse de aslında memleket açısından büyük bir kazanımdı, bunu en iyi Ceren Kenar ifade etti, AK Parti kendi yarattığı iklimin sonuçlarıyla yüzleşti, kendi döneminde oluşan sosyolojinin gerisine düştüğü için nispi bir kayıpla karşı karşıya kaldı. Temel derdi bir parti olarak kendisi olmadığı için memleket açısından büyük bir kazanım elde edilmiş oldu.

Hesap Edilmemiş Sonuçlar

Her ne kadar beyazların mahallesinde “restorasyon süreci” heyecanı başlamış olsa da hesap etmedikleri bir şey var, mahalle eski mahalle değil. Mecliste yeni dönemin yemin törenini izlerken bir şeyi fark ettim ki bizim de hesap etmediğimiz “iyi sonuçlar” var. Milletvekillerinin çoğunluğu artık anakronik kalmış bir darbe artığı yemini ederken herkes bu yeminin çağın dışında kaldığının farkındaydı.

Her biri on yıl önce sistem krizine neden olan vakıalar kimsenin umrunda değildi, sanki yıllardır böylemiş gibi sessiz sedasız geçti: Mesela Öcalan’ın yeğeni başkanlık divanındaydı, Tayyip Erdoğan Cumhurbaşkanı olarak izledi töreni, Kürt, Türk, Ermeni, Romen, Ezidi vekiller yemin etti, Merve Kavakçı’nın kardeşi, Kavakçı’nın 16 yıl önce giydiği başörtüsüyle yeminini etti. Onlarca yılımızı çalan kısır kavgaların nedeni olan aptallıklar kimsenin umrunda değildi.

“Bağzılarına” rağmen bu tablo, onca emeğin boşa gitmediğini gösteriyor. Her ne kadar seçim sonuçları açısından fikrim değişmediyse de meclisin kompozisyonu ve yemin töreni umut vericiydi. Mücadele henüz bitmedi, yeni bir boyut kazandı.

Şimdi yeni bir hikaye yazma zamanı!

Yorumlar

Yorumlar