Sinop İnceburun Türkiye’nin en kuzey noktası. Bu yaz bir vesileyle İnceburun’a gittim. Seyahat insanın sadece bir yerden başka bir yere gitmesi değildir, aynı zamanda insanın kendi içinde de bir yolculuğa çıkmasıdır. İnceburun’daki kısıtlı zamanımızda, sadece kendi içimde derin bir yolculuğa çıkmadım, aynı zamanda aslında Ay’a yolculuk etmiş kadar oldum. Abartıyor muyum? Kesinlikle hayır, eğer iyi bir hikayeniz varsa, İnceburun Feneri‘nin önündeki bu küçük kayaya çıkarak, kendinizi Ay’a ayak basmış kadar “biricik” hissedebilirsiniz. Ben, bir 10 dakikalığına “Türkiye’nin en kuzeyindeki insan” ünvanını elimde tuttum. Evet, hikayenin doğru yerindeyseniz, Türkiye’nin en kuzeyindeki insan olmak, Ay’a ayak basmış Buzz Aldrin kadar sizi “biricik” kılabilir.

Sinop inceburun Türkiye'nin Son Kara Parçası
Sinop inceburun Türkiye’nin Son Kara Parçası

Sinop İnceburun veya Ay’a Yolculuk

Neil Armstrong ismini biliyorsanız, genel kültür seviyeniz ortalama diyebiliriz. Armstrong, Ay’a ilk ayak basan insan olarak tarihe geçmiş ve o müthiş cümlenin sahibidir: “Bu benim için küçük fakat insanlık için büyük bir adımdır.”

Peki Buzz Aldrin ismini biliyor musunuz? Eğer biliyorsanız genel kültür seviyeniz ortalamanın epey üzerinde diyebiliriz. Evet, Buzz Aldrin, Neil Armstrong ile Ay’a giden Apollo 11 aracındaki ikinci astronottur ve Ay’a ayak basan ikinci insandır. Fakat fark ettiyseniz, Ay’ın hikayesi Neil Armstrong üzerinden bilinir.

İkonik bir fotoğraf olan “Ay’daki insan” karesindeki kişi aslında Buzz Aldrin’dir. Neil Armstrong aynı zamanda Ay yolculuğunu belgeselleştirmektedir ve bu fotoğraf Armstrong’un objektifindendir. Buna rağmen, o fotoğrafa baktığınızda aklınıza gelen ne yazık ki Neil Armstrong’dur.

Buzz Aldrin
Buzz Aldrin

Hikaye’nin İkinci Adamları

Yaşadığım en büyük hayal kırıklıklarını düşününce, iki tanesi ilk 10’a girer, biri Pluto’nun bir gezegen olmadığı yolunda çıkan haberler esnasında yaşadığım hayal kırıklığı, diğer ise Google Earth çıktığında merakla kurcalarken yaşadığım bir farkındalık. Google Earth çıktığında, oturduğunuz yerden tüm dünyayı havadan gezmek gibi bir ayrıcalığımız olmuştu. Merakla dünyayı havadan gezerken bir an fark ettim ki, okuduğum onca roman, izlediğim onca çizgi filmde adeta bir umut gibi hep oralarda bir yerde duran “his” artık yoktu: Artık dünya üzerinde keşfedilmemiş bir ada yok! Hayat artık biraz böyle, keşfedilmemiş veya “ilk” olabilecek şeyler azalıyor.

Buzz Aldrin, dünyanın varolduğu tarihten beri milyarlarca insan arasında en “biricik” olan 12 insandan birisidir, toplamda Ay’a 12 insan ayak basmıştır, bunlardan birisi de Buzz Aldrin’dir. Şimdi fark ettiyseniz diğer 10 kişiden hiçbirinin ismini bilmiyorsunuz, halbuki bu 10 kişi, şu an dünya üzerinde bulunan 7 milyar insan arasında en “eşsiz” 10 insan. Fakat Ay’a ayak basmak gibi bir meselede “ilk” değilseniz, gerisinin çok önemi kalmayabiliyor. Büyük hikayelerde “ilk” olamıyorsanız, hikayenin ikinci adamı olarak tarih size pek cömert davranmıyor.

İkinci Adamların Hikayesi

10 Mart 1876’da Alexander Graham Bell asistanı Thomas Watson’a “Bay Watson, lütfen buraya gelin, sizi görmek istiyorum.” der ve hikaye bundan ibarettir. Tarihteki “ilk telefon konuşması” deyince insan en azından Neil Armstrong’un Ay’a ayak bastığındaki gibi afilli bir cümle bekliyor fakat ilk telefon konuşması maalesef bu basit cümleydi. Fakat tarihte nice telefon konuşması oldu ki, dünyayı, tarihi tamamen değiştirdi. Yine Ay Yolculuğu üzerinden örnek verelim. Amerikan Başkanı Nixon ve Apollo 11 astronotları başarıyla Ay yüzeyine iniş yapınca bir telefon konuşması gerçekleştirdiler. O telefon konuşması, Dünya ve Ay arasında yapılan ilk telefon konuşmasıydı evet, fakat “ilk telefon konuşması” değildi. Durumunun önemine binaen anlamlı ve üzerine epey çalışılmış bir konuşmaydı, Graham Bell’in konuşması gibi sıradan cümlelerden değil, tam tersine büyük titizlikle hazırlanmış ve olayın önemini “yeterince abartan” bir konuşmaydı, zira arkasında “insanın ay’a yolculuğu” gibi kocaman bir hikaye duruyordu. Ve bu hikaye, Soğuk Savaş’ın rekabet ortamında, SSCB’nin kalesine atılmış müthiş bir goldü. Neil Armstrong ve Richard Nixon belki tarihteki ilk telefon konuşmasını yapmamışlardı fakat bu konuşmanın arkasındaki hikayeyi düşününce, tarihteki ilk konuşmayı fersah fersah aşan bir konuşmaya dönüştü.

“İlk” olmak önemlidir fakat eğer iyi bir “hikaye”si yoksa, bazen ilk olmanın hiçbir önemi olmayabilir. Hatta iyi bir hikayesi olan ve sıralamada hiçbir önemi olmayan bir “an” bazen Ay’a ayak basmak kadar “biricik” olabilir. O “biricik”liği sağlayan şey “hikaye”dir.

Hikaye’nin Neresindesiniz?

“Significiant Objects” adlı bir projede, piyasadan tamamen ücretsiz veya birkaç dolar gibi çok küçük rakamlara, tuzluk, anahtarlık, çalar saat gibi çeşitli objeler toplanıyor. Sonra meşhur yazarlardan bu objelere bir hikaye yazmaları isteniyor. 2 dolarlık bir obje 123 dolar gibi fiyatlara satılıyor. Aradaki 100 dolarlık fark “hikaye”! Bir “obje”ye “normal ederinin 100 katı” bir değer katan şeye “hikaye” diyoruz, bu manada “hikaye”nin değeri ancak şöyle ifade edilebilir: Paha biçilemez.

Bir hikayeniz yoksa ancak piyango derecesinde bir “ilk olma” durumu sizi “biricik” hissettirebilir. Buna çok da tamah etmemek gerek, zira hayat insana her zaman Ay’a ayak basmak kadar bir “ilk olma” şansı vermiyor. Ve eğer hikayenin yanlış yerindeyseniz Buzz Aldrin ve diğer 10 kişi gibi, Ay’a ayak bassanız dahi bir önemi olmayabiliyor. Fakat tam tersine, bir hikayeniz varsa, kendinizi Ay’a ayak basmış 10 insandan daha “biricik” hissedebilirsiniz.

Abartıyor muyum? Şöyle düşünün; Buzz Aldrin veya diğer 10 kişiden birinin yerinde olup, Ay’a ayak basıp, sonra bütün tarihin Neil Armstrong’dan bahsetmesine katlanmak mı sizi daha “biricik” hissettirirdi, yoksa hoşlandığınız kişinin ortamdaki onca kişiye rağmen size dönüp gülümsemesi mi?

Evet, bir hikayeniz varsa ve hikayenin doğru yerindeyseniz Ay’a gitmenize gerek yok. Size gülümseyen insan yanınızdaysa, Sinop İnceburun Ay’dan daha önemli olabilir.

Yorumlar

Yorumlar