Tekmili birden darbe günlükleri

Özden Örnek’in “Darbe Günlükleri”ni ek olarak veren Taraf’ın sürmanşetinde “bayiinizden istemeyi unutmayın” yazısını görünce, omurgasız medyanın deforme ettiği bu üç kelimenin ne kadar manalı durabileceğini fark etmiştim: “Tekmili birden darbe günlükleri; bu fırsat yüz yılda bir gelir, belki yüz yılda bir de gelmez, bayinizden istemeyi unutmayın!..”

1908’de, darbe tarihinin açılışından tam yüz yıl sonra bir ümit var şimdi, darbelerle hesaplaşabilmek için. Ara ara çıksa da, önü kesilen, sümen altı edilen girişimlerden sonra, ilk defa bir fırsat çıktı, ilk defa bu kadar mesafe alındı. Bunda en büyük pay, şüphesiz Taraf’ın cesur yayınlarının. Darbeci çeteler çökertilirken, cesur savcıların yanında cesur bir medyaya da ihtiyaç var.

Taraf, zımni olarak bir şeyi daha kanıtladı, belki Taraf çalışanları da bunu fark etmedi ama fark edenler var; mesele şu, Taraf’ın mücadele ettiği “halk eğitilmesi gereken yığınlardır, aydınlanamamış cahil insanlardır” anlayışına sahip jakobenlere bir şeyi gösterdi: Halk her şeyin farkında! Taraf, çanak çömlek vermeden, garip alet kampanyaları ile şişirmeden tirajını önemli ölçüde artırdı, biliyoruz ki, “şimdilik” binlerce kişi, “halk bunu istiyor kardeşim” yüzsüzlüğüne dur dedi, cesareti, kaliteyi, dürüstlüğü ödüllendirdi.

Eğer Taraf olmasaydı, işimiz “main stream” medyaya kalsaydı, darbelerle, darbecilerle yüzleşme hayalimizi en az bir 20 yıl daha ertelemek zorunda kalacaktık. Zira, “main stream” medya, kritik dönemlerde hep yaptığı gibi, omurgasına “s” çizdirmeye başladı. Başlarda görmezden gelmeye çalıştı, artık göremez hale gelince “ne şiş yansın ne kebap” kıvamında görmeye başladı ve sonunda Taraf, bazı haberleri gözlerine sokunca söyleyecek lafları kalmadı. “Amiral gemisi” namdar, lafla yürüyen peynir gemisi, hâlâ çaktırmadan saptırma manşetler atsa da ertesi gün manşetini ağzına tıkayacak bir gazete var artık. Utanmaya yüzü olanlar “romantik kıvırmalar”a başvurdu, bazıları açık açık savunmaya geçti, bazıları da, mesela Hıncal Uluç gibi, “bu ülkeye birşeycikler olmaz canım” deyip fatura niyetine “breh breh, o ne servis o ne alaka” kıvamında lokanta reklâmları dizmeye hız verdi. Oray Eğin gibi bazı “Cünyır Hıncal” kılıklılar da, derin tahlillerle, olaya “bir de bu yönden bakın” numaralarına yatmaya başladı. Fatih Altaylı gibi “her dönemin kazananı şovalyeler” ise, “bunlar içerden bir çıkarsa, liberalleri toplarlar” diye tehdit savurmaya başladı. Doğan grubunda şilahşörken Ciner grubuna geçince iki taraflı ceket gibi tersten aynı işlevi görmeye başlamıştı muhterem; Ak Parti’nin kudretli zamanlarında başbakan ile “kanka” görüntüsü vermeye gayret ederken, yeni geçtiği yerde birden Ak Parti karşıtı kesilip “doğrucu Davut”u oynamaya başladı. Omurgasızlar ne kadar çabalasa da, iyiler kazanacak bu defa.

Arşivler yazılanları kaydediyor. Saflar netleşiyor. Birçok yazarın söylediği gibi, bir kırılma noktasındayız, tarihe tanıklık ediyoruz. Altaylı’nın tehditinin ciddiyetinin farkındayız; bu sefer de darbelerle yüzleşme umudumuz başka bahara kalırsa, çeteciler, darbeciler salıverilirse, biliyoruz ki, bu ülkeyi yaşanmaz hale getirecekler. Fakat umutluyuz, zira en azından “alternatif”imiz var diyebiliriz artık, amiral gemisine ve onun peşindeki irili ufaklı hücumbot gazetelere mahkum değiliz.

Yorumlar

Yorumlar