Demokrasinin temel direği “mualefet”tir.

İktidar her rejimde olur, fakat “etkili muhalefet” sadece demokrasilerde söz konusudur, diğer rejimlerde zaten etkili bir muhalefetten söz etmek mümkün değil. Ayını zamanda, demokrasilerin kalitesini belirleyen şey “iktidar” değil “muhalefet”tir. İktidar her rejimde yozlaşmaya meyillidir ve gücünü maksimize etmek için çalışır; muhalefet iktidarı sıkıştırmakta ve denetlemekte ne kadar başarılı ise demokrasi o kadar kalitelidir.

Peki bizde durum ne?

CHP’nin 36. olağan kurultayı yapıldı. Genel Başkan Kemal Kılıçdaroğlu, kazanabildiği tek seçimi yine kazandı ve kalkmadığı Genel Başkanlık koltuğuna yeniden oturdu.

Kurultayın kaybedenleri, Kılıçdaroğlu’nun karşısına aday olarak çıkan Muharrem İnce ve bu kurultayda kavga çıkmadığı için, kiraladığı sandalyelerini sağlam teslim alan ve hasar faturası kesemeyen sandalyeci Seyfettin oldu.

Son CHP kurultayı da diğerleri gibi bir “demokrasi tiyatrosu”ydu. Parti için muhalefetiyle öğünen CHP, 8 seçim kaybetmesine rağmen koltuğunu bırakmayan bir genel başkanla kurultaya tek aday olarak gidip, diktatörlük görüntüsü vermemek için bir kez daha Muharrem İnce’nin duygularıyla oynadı.

CHP tüzüğüne göre genel başkan adayı olabilmek için, kurultay salonunda belli bir sayıda imza ile aday gösterilmek gerekiyor; ki, kongrenin bu bölümünde sandalyeler bu kısımda uçuşa geçiyor.

Genel başkan adaylıklarını açıklayan “partiyi yeniden Atatürk’ün partisi yapacağım” diyen Ümit Kocasakal ve eski Yarsav başkanı Mehmet Emin Ağaoğlu, kurultay günü yeterince imza toplayamadıkları için aday olamadılar. Yeterli sayıdaki imzayı muhalif adaylardan sadece Muharrem İnce alabildi.

CHP’nin süperdemokratik seçim yöntemi maalesef parti içindeki “korku duvarı”nı saklamayı başaramadı. Kılıçdaroğlu 1081 delegenin imzası ile aday oldu ama 790 oy aldı, Muharrem İnce 165 delegenin imzasıyla aday oldu ama 447 oy aldı.

Yani Kılıçdaroğlu’na imzasını aldığı yaklaşık 300 kişiden oy alamıyor, Muharrem İnce ise imzasını almadığı yaklaşık 300 kişinin oyunu alıyor. CHP buna “demokrasi şöleni”, Muharrem İnce ise “korku duvarı” diyor.

Kurultay sonucuna en çok sevinenlerden birisinin AK Parti milletvekili Şamil Tayyar olması, seçim sonrası Kılıçdaroğlu’nu ilk tebrik edenlerden birinin Cumhurbaşkanı Erdoğan olması bazı CHP’lilerin kafasını biraz karıştırdı.

Kurultay sonrasında sosyal medyada birçok CHP’li sonuca tepki gösterdi. Parti meclisi oluşmaya başlayınca tepkinin dozu giderek arttı.

CHP’nin savaş çıksa İran saflarında olacak bir milletvekili ve Suriye bize saldırsa Esad’ın tarafını tutacak bir parti meclisi üyesi var.

Genel başkan başdanışmanı ByLock yazışmaları nedeniyle 10 yıl hüküm giydi.

Eldeki deliller bir diğer genel başkan yardımcısını PYD’nin terör örgütü olduğuna ikna edemiyor, İstanbul il başkanı “Atatürk’ün askerleri değil yoldaşlarıyız” diye sloganı değiştiriyor, ki bildiğimiz kadarıyla Atatürk DHKP-C’li değildi.

Ana muhalefet partisi dediğimiz parti giderek marjinalleşiyor. Bizim CHP’li olarak bildiğimiz insanlar CHP’de barınamıyor, partinin kilit noktalarına marjinal tipler yerleşiyor.

Ve biz bu davulun kimde, tokmağın nerede olduğu belirsiz yapıya “ana muhalefet partisi” diyoruz. Ülkenin demokrasisinin kalitesini belirleyecek yapının hali bu.

Yorumlar

Yorumlar