Yağmurlu Balkon

yagmurlu-balkon-1200Yağmurları hiç sevmedim diyemem, bazılarını çok sevdim.

Mesela dedemi alıp götüren o incecik Temmuz yağmuru. Islatmayıp okşayan, insanın yüzüne gözüne çarpıp cilveleşen taneleriyle, serin ama güneşli, ebem kuşaklarına gebe o incecik yağmurları sevdim…

Kırk İkindileri de sevdim mesela. Dedemden bana kalan miraslardan biridir kırk ikindi yağmurları… Yağmurdan miras mı olur? Evet, bakarsan esasında sadece bir doğa olayı, fakat bir sabah uyanırsınız, gökyüzü mavi, kim boyar bilmezsiniz, Dalgacı Mahmut’u tanımıyorsanız sıradan bir doğa olayı. Hakşinaslık Dalgacı Mahmut’un mesaisine haksızlık etmemeyi gerektirir. Kırk ikindiler de beni tanımıyorsanız bir doğa olayıdır sizin için, fakat bilmezsiniz ki onlar bana dedemin mirasıdır. İlk evimizde, camın kenarında anlattığı hikâyelerin fonunda hep kırk ikindiler vardı ve tüm hikâyeler bir kırk ikindi yağmuruyla biterdi. Yağmurları hiç sevmedim diyemem, bazılarını çok sevdim.

Fakat hayat devam ederken… Ve büyürken ben, büyürken hayallerim ve hayal kırıklıklarım, her şey giderek zorlaşırken, bazen kendimi unuttuğum oluyor. O zaman ben de gökyüzünün maviliğinin sonuçta bir doğa olayı olduğunu düşünüyorum; gri ise hava kapalı diyorum, eskiden bütün bu tonu kaçmış mavileri Dalgacı Mahmut’un üşengeçliğine verirdim, kesin uyanamadı, hala bizim tarafı yetiştirememiş derdim. Kırk ikindiler eskisi gibi kırk gün her ikindi vakti yağmamaya başladı veya ben koşturmacadan farkına bile varmadım, metroda, metrobüste, otobüste, okulda, ofiste, şurada burada hikâyesiz kırk ikindiler harcadım. Yağmurları hiç sevmedim diyemem, sevdim. Ama hikâyesiz yağmurları hiç sevmedim.

Annemden uzakta yağmurları da hiç sevmedim. Islanıp eve döndüğümde beni bekleyen pofuduk bir havlunun olmayışı, zamanla ıslanmanın tadını unutturdu, ıstıraba dönüştürdü.

Ayrılıklar, korkaklıklar yaşadım. Gecenin karanlığından korkmadım ama yine yalnız olacağım bir güne uyanacağım geceler uyumaktan korktum. Böyle yağmurlarda ıslanmaktan korktum.

Zamanla çocuk ruhum yaralandı bu hikâyesiz yağmurlarda. Yara bere içinde, yağmurları hiç sevmedim.

Yaralar geçmedi ama ben iyileşmeye başladım. Dalgacı Mahmut gökyüzünü çok güzel mavilere boyadı.

Birkaç yıl önce bir yerlerde bıraktığım hayatın yeniden devam edebileceğini hissettim. Harcamaya üşendiğim tüm emekleri harcamaya enerjimin olduğunu fark ettim. Yağmurları yeniden sevebileceğimi hissettim. Okuduğum kitapları daha bir severek okudum, gezdiğim kitapçı raflarını daha bir severek gezmeye başladım. Geçmedi belki yaralar, olsun. Geçmese de kapandı birer birer. İzlerine bakıp anlatacağım anıların hatırlatıcılarına dönüştüler. Elemi gitti, hikayeleri kaldı yaşanmışlıkların.

Ve yağmurları yeniden sevebileceğimi hissettim. Yağmurları sevebilirim yeniden, içeriye girdiğimde beni bekleyen pofuduk bir havlu, o yağmuru izlerken dinleyeceğim hikâyelere mekân olacak yağmurlu bir balkon.

Ve kim bilir, belki de kapanır bir gün, yağmurun açtığı yaralar o çocuklarda…

Çözülmüş Bir Sırrın Üzüntüsü / İsmet Özel

Yaşamaktan öte özür bulamayınca aşka
sonuçları bir bir gözden geçiriyorum
pulluklarla devrilen toprağın ıslaklığındaki can
madenlerin buharından elde edilen büyü
bazı yasak kitapların verdiği dinç duygular
nelerse ki yaşamak sözünü asi kılan
nelerse ki lekesiz, umutlu ve budala.

Denedim. Soğuk sular dökünüp fırladım sokaklara
sorular sordum nice kara sıfatları üstüme alaraktan
ipte boynum, ağzım şehvet yalaklarında
çapraştım, and içip ayna kırdım
doğadan bir vahiy bekledimse boşuna
baktım akşam herkesin kabul ettiği kadar akşamdı
hiç bir meşru yanı kalmamıştı hayatımın.

Sözlerimin anlamı beni ürkütüyor
böylesine hazırlıklı değilim daha.
Bilmek. Bu da ürkütüyor. Gene de biliyorum:
Kapanmaz yağmurun açtığı yaralar çocuklarda.

Yorumlar

Yorumlar