“Sayın Kılıçdaroğlu.

Artık televizyonda sizin takallüs etmiş hançerenizi gördüğüm, radyoda sesinizi işittiğim an, ya kanalı değiştiriyorum ya da oradan kaçıyorum. Elimde değil, irkiliyorum. Bu üslup, bu öfke, bu hançere beni yordu. O üslupta artık şehvet bile bulamıyorum. Emin olun, yalnız değilim.

Çevrenizdeki etten ve biattan mürekkep duvarı aşıp biraz dışarı çıkabilirseniz, bunu siz de anlayacaksınız. Türkiye huzur istiyor. Türkiye, bağırıp çağıran, kaşlarını bir türlü huzur seviyesine indiremeyen siyasetçilerden yoruldu.

(…)

Sadece bizi değil, kendi kendini bile aptal yerine koyan o güya aydınların sefil komplo teorilerini artık kimse yutmuyor. Günebakanlar açtı; Türkiye’nin yüzü huzura döndü. Sükûnete hicret var. Televizyonlarda bağırıp çağıran, ona buna çatan, orada burada taşeron arayan insanlardan kaçıp, huzur vahalarına iltica ediyoruz.

Yarattığınız bu kargaşa, bu kavga, gürültü, ülkemizin gerçeği diyorsanız, ondan bile kaçıyoruz. Biliniz ki, hepimiz birer “Issız Adam” sokağı yaratıp, o hayal mahallesinde yaşamak istiyoruz. Bunu sizler, kavgacı, gürültücü, maraza çıkarıcı siyasetçiler yarattınız.

***

Bir gözüm de Başbakan’da, onu izliyorum.

Bazıları diyor ki, “Vizyonu yok”. Ben diyorum ki “Var”, hem de “Allah’ı var”. Bugün ülkemde sükûnet vaadinden daha büyük vizyon ne olabilir?

(…)

Ben ülkeme nizam verecek siyasetçi arıyorum. Ülkeme nizam verecek, huzur verecek, televizyonu bana düşman bir kavga makinesi olmaktan çıkaracak, herkesi dinleyecek, dinlediğini dövmeye kalkmayacak bir liderlik vizyonu arıyorum. İşte o yüzden o sessiz küçük adam içimde giderek büyüyor.

Bağırmıyor, çağırmıyor, kimseyi tehdit etmiyor. Haşlamıyor, dışlamıyor. Korkutmuyor. Çankaya’ya rest çekmiyor, rakibinin en zor anında elini uzatıyor. Gözü dışarıda değil. Gözü de gönlü de içerde. O da kendi yarasına tuz basıyor. O da kendini bu ülkenin vatandaşı haline getiren ortak ıstırabı paylaşıyor.”

***
Yandaşlığım karşısında tüyleriniz diken diken oldu mu?
Olmasın!
“Yuh be kardeşim, kaleminin ayarı yok mu senin!” dediniz mi?
Kalemimin ayarı var, demeyin öyle!
“Anladık yandaşsın ama ağzını biraz kapa, ayıp oluyor konu komşuya!” dediniz mi?
Açıklayabilirim, dinleyin lütfen!

Haklısınız, bu satırları okuyup, “yandaşlığın ayarını kaçırmışsın be birader” dememek elde değil ama bana kızmayın, çünkü bu satırlar bana ait değil ki… Ben sadece, ara sıra yaptığım, yaparken de çok eğlendiğim küçük bir manipülasyon tekniğini kullandım, “başbakan” kelimesi ile “Kılıçdaroğlu” kelimesini yer değiştirdim o kadar, kalan her şey Ertuğrul Özkök’ün… Bu masum manipülasyon tekniği bazılarının gol şevkiyle nasıl ofsayda düştüklerini çok iyi ortaya çıkarıyor, o nedenle sık sık yapıyorum gündemi takip ederken.

Yandaşlığın dozu bir yana, ben Kılıçdaroğlu’nun vizyonuna takıldım. İlk iş “vizyon” kelimesinin etimolojisini tekrar bir incelemek olacak. Zira ya Özkök bilmiyor kelimenin anlamını ya ben bilmiyorum ya da Kılıçdaroğlu diye ben başka birini izliyorum.

Benim Kılıçdaroğlu’nda gördüğüm vizyon şu:
İşsizlik ve ülkenin temel meselelerine çözüm konusundaki vizyonu: Başörtülü olduğu için ülkesinde üniversiteye gidemeyen, dolayısıyla Yale’de lisans, Harward’da yüksek lisans, Oxford’ta doktora yapan başörtülü kıza “sigortalı iş” vaadi…
Siyaset üslubu:
Unu, şekeri ve yağı olanlara helva vaadi… Kulaklarımla duydum, Trakya gezisinde meydanları “helva yapacak yiğidi de siz seçeceksiniz” diyerek coşkuyla doldurdu.
Gelecek vizyonu: Ahmet Hakan bile ümidini kesmiş, hangi gelecek…

Peki bunları ben görüyorum da Özkök görmüyor mu? Sanmıyorum, görüyordur ama demek ki ırmağın kenarından öyle görünüyor.

Özkök’ün başbakan hakkındaki görüşleriyle ilgilenmiyorum ama Kılıçdaroğlu, Köroğlu ve Kiziroğlu’ndan sonra Halk Edebiyatı’mızın yeni figürüdür bence, gerisi yandaş pohpohlaması…

Yorumlar

Yorumlar