[Bu yazı, tarihinde Yeni Şafak Gazetesi‘nde yayınlanmıştır.]

Hrant Dink’in “2007 zor bir yıl olacak” öngörüsü doğrulanmaya kendisinin katli ile başladı ve temmuz ayına gelmeden yaşanan gelişmeler Dink’in öngörüsünü haklı çıkardı. Yılın ilk yarısı geride kalırken, yaşanan “olağanüstülükler”in zirve noktası 22 Temmuz oldu.

Gelişmeler doğru okunabilir ve aklıselim ile hareket edilebilirse, yılın kalan yarısını kazasız belasız atlatabiliriz. Yapılan hatalar tekrarlanırsa 2007 çok daha zor bir yıl olabilir.

22 Temmuz 2007 tarihi, Türkiye’nin gündeminin CHP’lilerin gündeminden çok uzak olduğunu tescil etti. O yüzden CHP’nin temsil ettiği zihniyetin, seçim sonuçlarını “mantıksız” bulmasına şaşırmamak gerek. O zihniyetin sesi en çok çıkanlarından biri “Demek ki karşıdan gelen her iki kişiden biri AK Parti’li. Oysa ben bugüne kadar ‘AK Parti’ye oy verdim’ ya da “vereceğim’ diyen bir tek kişiye olsun rastlamış değilim.” diyor. Aslında bu cümle, temsil ettiği zihniyetin suçüstü halini beyan ediyor. “Halk plajlara hücum etti, vatandaş denize giremiyor!” mantığının hala devam ettiğin gösteriyor.

CHP ve Marjinallik

“Halk”ı cahil, bilinçsiz, doğruyu seçmekten aciz gören, “göbeğini kaşıyan” tayfasının üstüne vazife olmadığı halde “iktidarı belirlemek” gibi “önemli” meselelerde “hak sahibi” olmasını içine sindiremeyen bu anlayıştaki insanların 22 Temmuz’u anlayamamasını doğal karşılamak gerek. Onlar, kaygılarını paylaştıkları “vatandaş”lar ile kaygılarından haberdar olmadıkları “halk”ı birbirine karıştırıyor, kendi yaptıkları ayrımı fehmedemiyorlar. Cahil olan “halk”tır; halk yığındır, sürüdür, tercihleri yanlış ve değersizdir; halk eğitimsizdir, eğitilmesi gerekir. Aydın olan “vatandaş”tır; vatandaş erdemlidir, eğitimlidir; doğruyu seçer. Vatandaş, halktan yalıtılmış yerlerde yaşar; yeme içme kültürü farklıdır, sosyal aktiviteleri farklıdır, gezdiği yerler, okuduğu gazeteler farklıdır, kaygıları farklıdır. Bu mevzunun en basit hali şudur: Vatandaş Çankaya’da oturur, halk Keçiören’de… Vatandaşın oturduğu muhitte belediye başkanı CHP’lidir, halkın oturduğu muhitte AK Partilidir. Bekir Coşkun Keçiören tarafına gidebilse en çok duyacağı cümle belki de “İnadına AK Parti” olabilirdi.

Maalesef, bu ülkenin çoğunluğunu “halk” oluşturur, vatandaş azınlıktır. Birbirinden yalıtılmış yerlerde ikamet ettikleri için pek karşılaşamazlar; karşılaştıkları yerde de halk, vatandaş’ın farkındadır fakat vatandaş halk’ın pek farkında değildir. Mesela son model Jeep’inin deposunu dolduran gazeteci deposuna koyduğu mazotun tutarı kadar maaş alan pompacının farkında değildir, fakat pompacı gazetecinin farkındadır. Bu ülkede Jeep’le gezen birkaç gazeteci vardır fakat Jeep’lere mazot dolduran yüzlerce pompacı vardır. Gazeteci, pompacının adını bile bilmediği içkileri içer, gazeteci pompacının önünden geçmediği yerlerde yemek yer, gazeteci aydındır pompacı cahil. Ve pompacının seçimlerini gazetecinin aklı almaz çünkü kaygıları farklıdır: Pompacı laikliğin manasını dahi bilmezken gazeteci laikliğin bekçisidir.

CHP’nin kaygıları, Deniz Baykal, ekibi ve bürokratik elit dışında pek fazla kimsenin umurunda değildir. Ülkenin gündemi, CHP’nin gündeminden çok farklıdır. Halktan kopuk “elit laik kesim” dışında pek fazla insan rejimi tehdit altında görmemektedir. Cumhuriyet mitinglerinde dile getirilen kaygıların, o meydanlarda toplananlar haricinde toplumda karşılığı yoktur.

Her iki seçmenden biri CHP’nin argümanlarını hiçe saymıştır. CHP’nin dile getirdiği kaygılar ile siyasete dışarıdan yapılan müdahale seçmen tarafından cezalandırılmıştır. Bu anlayış, moda tabirle “sandığa gömülmüştür”. Sandıktaki tehlikeyi işaret edenlerin, tam da korktukları şeye seçmenin yarısı onay vermiştir.

Fakat CHP, kendi kaygılarının paylaşmayan toplumun “geri kalanı”nın seçiminin rasyonel olmadığını söyleyerek rejimi tehlikeye atmaktadır. Ahmet İnsel’in deyimiyle, bir demokraside, kendi istedikleri gibi düşünmeyen seçmenin tercihini rasyonel bulmamak, çözümü seçimden başka yollarda aramanın bir adım öncesidir. Bu söylemle CHP seçimlerin yapılmasını manasız bulduğunu deklare etmektedir. CHP, Atilla Yayla’nın tespitiyle, kendi gibi düşünmeyenlere karşı varoluşsal bir kin gütmektedir; kendi kaygılarını paylaşmayan insanların varlığına dahi tahammül edememe derecesine gelmişlerdir. Son demeçler, CHP’nin artık demokratik kanallara tahammül edemeyen “marjinal” bir parti olduğunun kanıtıdır.

AK Parti de Verilen Mesajı Almalı

Sandıktan çıkan mesajı, CHP’den çok AK Parti’nin dikkate alması gerekir, zira halk AK Parti’ye 3 Kasım’da verdiğinden daha fazla sorumluluk yüklemiştir. Bu destek AK Parti’ye şartlı verilmiştir; başarının tamamının kendilerinden kaynaklandığına vehmederlerse bedelini çok ağar ödeyebilirler.

CHP’nin sabit fikrinden dönmeyeceği ve aynı kısır kaygılar ve söylemlerle yola devam edeceği açıktır. Seçmeni de aynı kısır anlayış içinde tıkanıp kaldığı için gelecek seçimde de aynı oyu alabilir ve Baykal yine başarılı olduğuna vehmedip siyasete devam edebilir fakat AK Parti sonucu doğru analiz edemezse sonuç çok farklı olabilir. Zira, CHP’nin seçmeninin iktidarı belirleme gücü olmadığı gibi iktidarı cezalandıracak gücü de yoktur, fakat AK Parti’nin oy aldığı seçmen, istediği partiyi iktidar edebilecek güce sahip olduğu gibi tamamen siyaset dışı bırakabilecek güce de sahiptir. Kısa demokrasi tarihimiz, seçmenin, “emanet”ini, taşıyamadığını düşündüğü partiden alıp bir başkasına verdiği örnekler açısından dikkat çekicidir. AK Parti de emaneti bu yolla almıştır.

CHP zihniyeti, demokratik yollarla iktidarı belirleyecek veya cezalandıracak gücü olmadığı için 28 Şubat ve 27 Nisan süreçlerinde olduğu gibi “siyaset dışı” yollara tevessül etmekte ve başarılı da olmaktadır. Fakat halk her iki seferde de demokratik yollarla “gereğini yapmıştır”. AK Parti, 22 Temmuz’u iyi analiz edemezse “Yola devam” diyenler “Artık Yeter!” de diyebilir.

Yorumlar

Yorumlar