Bir Peyami Safa cümlesi: Hiç başından sevda geçti mi?

Peyami Safa geçimini sağlamak için Server Bedi müstearıyla “piyasa işi” romanlar yazıyor. Gazetelerde tefrika edilen bu romanlar çok tutuyor, zamanında büyük rakamlar (hatta şimdi bile çok büyük rakam bence) 70,000 tirajlara ulaştırıyor yazdığı gazeteyi.

Cingöz Recai gibi birkaç seri polisiye yazıyor Peyami Safa.

Bu romanları “para kazanmak” için yazdığından bizzat kendisi pek edebi önem atfetmez; fakat bence epey acımasız bir eleştiridir bu. Hem çok akıcı, kurgusu keyifli, Yeşilçam tadında hikayelerdir bunlar hem de Türkçesi harikuladedir.

Ve konumuza gelecek olursak, “hafif” görülen bu kitapların o kadar güzel bir Türkçesi var ki, hafiflik bir yana, aksine çok derinlikli ve zariftir. Bir hikayede Cingöz Recai, zenginden alıp fakire dağıtan bir sevimli hızsız tiplemesi, Peyami Safa döneminin trendi bir kibar hırsız uyarlamasına katılıyor bu hikayelerle. Bir zenginin 19 yaşındaki kızını fidye için kaçırıyor. Kızın ailesinin olayla ilgili ifadesi alınıyor doğal olarak.

İfadeyi alan polis memuru klasik soruları soruyor; düşmanınız var mı, son zamanlarda şüpheli şeyler oldu mu vesaire… Fakat alelade bir diyalogda polis öyle bir cümle kuruyor ki, günlük Türkçe’nin ne kadar kısırlaştığına hayıflanmadan edemiyor insan.

Polis memuru kızın kaçırılma harici, belki başka bir ihtimalle kaybolmuş olabileceğinden şüpheleniyor. Buradan hareketle bir soru daha soruyor ve sonra işte bahsettiğim o edebiyat harikası cümle geliyor:

“Kızınızın başından hiç sevda geçti mi?”

Cümleyi okuduktan sonra ilk psikolog seansım aklıma geldi. 1 saat aralıksız konuşup bir dünya derdimi dökmüştüm.

Aslında hiç gerek yokmuş o kadar lafa, tek cümle yetermiş: Başımdan sevda geçti psikolog hanım…

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.