Edebiyat tarihçilerinin işi de zor

Peyami Safa sanat ve bilim arasındaki ilişkiyi şöyle tanımlar: Sanatkâr serbesttir, özgür davranır, bilimin, tekniğin ne istediğine göre eser vermez, verirse sanat değil zaten bilim olur. Bilim insanları ise sanatçının eserini tahlil, tetkik eder ve kaideler çıkarır, bunları sistematikleştirir, kaydeder.

Orhan Veli’nin en sevdiğim şiirlerinden birisinde çok şirin bir oyun ıynar, hem okuruna hem de edebiyat tarihine.

Yayan dolaşırım,

Mütenekkiren seyahat ederim.

Oktay Rifat’la Melih Cevdet’tir

En yakın arkadaşlarım.

Bir de sevgilim vardır pek muteber;

İsmini söyleyemem

Edebiyat tarihçisi bulsun.

Edebiyat tarihçileri o sevgiliyi buldu, fakat konumuz bu değil. Ben lafı “yazma süreci”dair önemli bir meseleye getireceğim. Peyami Safa ve Orhan Veli’nin şahitliğini alarak başlamak istedim, bi yere bağlayacağım.

Her kitabın bir kurgusu vardır, olmalıdır. Bu kurgu “fiction” olan kurgu değil, “construct” ya i “inşa etmek”, parçaları bütünlüklü ve anlamlı bir şekilde bir araya getirmek anlamında. Türkçenin kısırlaşmış olması meselede böyle bir “izah” gerektirdi.

Bu illa ki roman olmak zorunda değildir. Italo Calvino kült eserlerinden “Görünmez Şehirler”i yazma sürecini anlattığı sunuş yazısında, yazmak isteyenler için harika yöntemler veriyor. Şimdi o yazıdan bir alıntı paylaşayım.

“bir kitap (bana göre) başı ve sonu olan bir şey (dar anlamda bir roman olmasa da). Kitap bir alan; okur içine girmeli, dolanmalı, belki kendini kaybetmeli, ama belli bir noktada bir çıkış hatta birçok çıkış bulmalı. ”

Benim kitaplarım da tür olarak neye denk geliyor pek bilmiyorum, kafam karışık. Fakat kitaplarımın bir kurgusu vardır. İçine giren bir yolculuk yapar ve yolculuğun sonunda tamamlanmış bir tecrübe ile kitabı kapatır. Üçüncü kitap da bu şekilde ilerliyor. Birbirinden bağımsız öyküler aslında geriye doğru bakınca bir bütünlük arz ediyor.

Deneme de denebilir, hikaye de denebilir, bana kalırsa “anlatı” kelimesi çok daha iyi geliyor kulağa ama o da henüz ne olduğu tam belli olmayan flu bir kelime; aman neyse onunla da edebiyat tarihçileri uğraşsın.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.