İçeriğe geç
Taşra

Keşke Tanpınar’ın Instagram’ı Olsaydı

Harun Kaban Harun Kaban
irtibat@harunkaban.com · Temmuz 26, 2026 · 5 dk okuma

Tanpınar’ı okurken üslubuna nüfuz etmek için Parks’ın tanımladığı türden bir okur olmak gerekiyor. Belli bir mesafede keskin çizgilerle birbirinden ayrılan yeryüzünün, uçak yükseldikçe sınırlarının belirsizleşmesi…

Türk Edebiyatının birkaç kalemi, benim için hayatımın her döneminde yeni keşiflere kapı aralayan isimlerdir; Peyami Safa ve Ahmet Hamdi Tanpınar bunlardan en önemli ikisi. Bu iki ismi ne zaman okusam yeni bir şeyler fark ederim. İkisi de edebiyatımızın büyük romancıları fakat ben daha ziyade köşe yazıları, denemeleri ile severim; bana kalırsa romanlarından daha iyi iş çıkarmışlardır kurgu harici yazılarında.

Yakınlarda Tanpınar’ın gazete ve dergilerinde yayınlanmış yazılarının birkaç başlıkta tematik olarak toplanıp yayınlanan “Yaşadığım Gibi” isimli kitabını okuyorum. Bu kitaptaki yazılar, farklı zamanlarda, farklı gündemlerle gazete ve dergilere yazılmış; kendi içinde bir temada ilerleyenleri de var tamamen başka gündemlerle devam edenleri de…

Bir Paris ziyaretinin notları, gezi yazılarını çok sevdiğim için özellikle dikkatimi çekti. İsmi bile çok çekici, aslında çok da keyifli bir kitap ismi olurmuş: Paris Tesadüfleri… Bu yazılardaki “aylak ve gözlemci” tonu çok sevdim, biraz da kendi üslubuma benzettiğim noktaları fark ettiğim için hoşuma gitti; çoğu zaman böyle kaygısız ama ince dikkatleri olan yazılar yazmaya çalışıyorum ve bu asude tempoyu çok seviyorum.

Tanpınar bu yazılardan birinde, o dönem için bir anlamda “yeni” olan “hava limanı” üzerinden ilgi çekici bazı gözlemler yapıyor. Tanpınar’ın Paris ziyaretinin olduğu yıllar, hava yolculuğunun henüz erken dönemleri, haliyle pek alışılmış, kanıksanmış bir şey değil. Tanpınar’ın gözlemlerken, aynı zamanda mefhumu anlamlandırmaya çalışması da tanıdık geldi, zira biz de son zamanlarda benzer yeni durumlarla karşı karşıyayız ve gözlemlerken bir yandan da anlamlandırmaya çalışıyoruz.

Yazıları okurken yüzleştiğimiz yeniliklere acaba Tanpınar nasıl bakardı diye düşündüm ve “Keşke Tanpınar’ın Instagram hesabı olsaydı.” dedim ve birkaç sayfa sonra bir cümleyle karşılaştım, Tanpınar “Descartes’in bir bir uçak yolculuğu yapmasını ne kadar isterdim.” diyordu; Tanpınar’la aynı meraklara sahip olmak gurumu okşadı.

Şimdi her ne kadar Tanpınar’ın gözlemleri, yenilik vesair bize benziyor desem de Tanpınar farkı başka bir şey; onu da uçak havalandıkça gözlemlediklerini anlatırken hissettiriyor. Uçak yükseldikçe malum aşağıda kalan yer yüzü görüntüsü farklılaşıyor. Zihninizde birkaç cümle ile bu durumu tarif edin, ne kadar yaratıcı olabilirsiniz, ne kadar farklı ifade edebilirsiniz bir düşünün, sonra gelin Tanpınar’ın hakkını birlikte teslim edelim.

“Çıktığımız ilk yüksekliklerden bakılınca toprak, kübist ressamların iddiasına hak verdiriyor. Araya giren mesafe bütün fazlalıkları attı, eğrilikleri düzeltti; eşyada düz köşeliden veya üstüvaneden, toprak yüzünde muntazam kavisten başka bir şey kalmadı. Hatta düz tarla çizgileri bile kavislen­diler. En hazini, ilk önce insanın silinmesi. Yükseklik biraz daha artınca kabartmalar da ortadan kalkıyor, o zaman dokunma duyumuzu yahut ondan gelen şeyleri kaybediyoruz. Şimdi Lufthansa’nın pencerelerinde sadece ortasından çekip sürüklediği renkten ve çizgiden bir kumaş var. Sanki kübizmle abstre resmin arasındaki fası­lada yaşıyoruz.”

Tim Parks “Ben Buradan Okuyorum” kitabında üslup için kritik bir tespitte bulunuyor: “Güçlü bir üslubun var olabilmesi için onu fark edebilecek, bildikleri yaygın kullanımlardan ne şekilde ayrıldığını görebilecek bir okur topluluğu olması şarttır.”

Tanpınar’ı okurken üslubuna nüfuz etmek için Parks’ın tanımladığı türden bir okur olmak gerekiyor. Belli bir mesafede keskin çizgilerle birbirinden ayrılan yeryüzünün, uçak yükseldikçe sınırlarının belirsizleşmesi, çizgilerin düzleşmesini tarifini anlamlandırmak için kübizm ve abstre resmin inceliklerini az çok bilmek gerekiyor. Şahsen ben yazıyı burada bırakıp internetten kübist ve abstre resimlere bir daha baktım ve o müthiş tespite bir kez daha şapka çıkardım.

Tanpınar’ı okumak, sadece bir yazarla buluşmak değil; kelimenin, ritmin ve düşüncenin iç içe geçtiği bir estetik dünyaya adım atmaktır. Tanpınar’ın üslubu, yüzeyde kolay akan ama derinde büyük bir dikkat ve bilgi birikimi isteyen bir akıştır. Her cümlede seçtiği kelime, her benzetmede gizli bir kültür referansı vardır. Bu yüzden Tanpınar’ı okumak, anlamaktan çok kavramayı; satırları değil, satır aralarındaki dikkati sezmeyi gerektirir.

Tim Parks’ın dediği gibi, güçlü bir üslubu fark edebilmek için o üslubun neyi dönüştürdüğünü görebilen bir okur olmak gerekir. Tanpınar tam da bu farkındalığı talep eder okurundan; Tanpınar okumak, bir metni tüketmek değil, onunla bir zihin inkişafı yaşamaktır. Bu yüzden Tanpınar’ı okumak, yalnızca edebiyat bilgisi değil, bir dikkat biçimi, bir okur disiplini meselesidir.

Devamı

Diğer Yazılar