Küçük olmayan şeyler: Çanta

Gazetemizin başyazarı Atilla Yayla Pazar yazısında sırt çanlarından dert yandı. Aslında Atilla Hoca’nın ilk serzenişi değildi bu, daha önce de benzer minvalde “küçük şeyler”den yakınmıştı. Atilla Hoca yazı dizisine “küçük şeyler” başlığını atarak aslına bakarsanız meseleyi biraz “küçümsedi” fakat mevzu bence biraz derin. Ben de bilvesile itirazımı, laf ondan açıldığı için çanta üzerinden dile getireceğim. […]

Continue reading →

Acının Tokluğu: Siyah

Avrupa’nın tarihi boyunca yaşadığı en derin krizlerden biri, Bosna-Hersek ve Sırbistanarasındaki savaş, en utanç verici tavırlarından biri de o süreçte takındığı tavırdı. Savaş esnasında 1356 gün süren kuşatma şüphesiz sadece Avrupa’nın değil, başta BM ülkeleri olmak üzere, tüm insanlığın meselesiydi; yine de yakın komşuların sorumluluğu bir çizgi ile değişen ülke topraklarına sahip olunduğu için, daha fazlaydı. Dünya’nın “en […]

Continue reading →

Tamam, Erdoğan’ı Başkan Yaptırmadınız, Şimdi Napıyoruz?

Sosyal medyada yanlış bir algı var, bu algının toplumda da cari olduğunu görüyorum. Seçim sonuçları sonrasında HDP ve HDP seçmeni Kürtlere kızgınlığını ifade ederken haddini aşanları bir kenara bırakırsak, eleştiri mahiyetindeki kızgınlık veya kırgınlığın sanki HDP’nin barajı geçmesineymiş veya Kürt seçmenin HDP’ye oy vermiş olmasınaymış gibi yansıtılıyor. Halbuki en önemli nokta gözden kaçırılıyor, bu kızgınlık […]

Continue reading →

Ortadaki Fotoğraf

Kendileri doğmadan ya da henüz hatırlayamayacak kadar küçükken vefat ettiği için, adını taşıdıkları dedesini tanıyamayan arkadaşlarım oldu. Üzülürüm onların adına, çünkü insanın hayatında tanıyabileceği en güzel insanlardan birisi “dede” denen aksakallılardır. Çok şükür ki dedesini tanıyan şanslı insanlardanım. Kendileri doğmadan ya da henüz hatırlayamayacak kadar küçükken vefat ettiği için, soyadını taşıdıkları babasını tanımayan arkadaşlarım da […]

Continue reading →

Medeniyetin Temel Taşları: Çamaşır Makinesi ve Klima

Ha-Joon Chang isimli bir ekonomist, çamaşır makinesinin icadı medeniyet için internetten daha önemli bir icat demiş. Bence doğru bir tespit, çamaşır makinesi, medeniyet için internetten daha önemli bir icattır. Dünyanın son 30 yılda astronomik bir hızla ilerlediğini, teknolojinin akıl almaz bir hızla sürekli kendini geometrik olarak katladığını düşünürsek, bunda en büyük payın bilgisayar ve internete […]

Continue reading →

Bizim “Büyük” Hikayelerimiz

Gelecek mi acaba? Oturduğum o kafenin cam kenarı masasında, heyecandan ayağımı öyle hızlı sallamaya başladım ki, bir an titreme nöbetine girdiğimi düşünecek sandım etraftakiler. Heyecanım giderek artıyor, vakit geçiyor, İsyan orda beklerken içim içime sığmıyordu. Bir yandan onca yılın yorgunluğu ve bekleyişinden sonra, öyle kocaman bir tedirginlik duyuyordum ki… Hani bazen olur ya, bir şeye […]

Continue reading →

Küçük Mutsuzluklarımız ve Büyük Trajedimiz

Almanya’ya ilk gittiğimde, daha uçak alçalmaya başladığında bir kültür şoku yaşamıştım, uçaktan görünen intizamlı şehir yerleşimi, İstanbul gibi göz bebeği bir şehirden havalanırken görünenden çok farklıydı ve her basit şeyde benzer şoklar yaşamaya hazır bir ruh haliyle yola çıkan ben, ilk görüşte iyi bir şok ve moral bozukluğu yaşamıştım. İlk hissim “bu intizam bizim memlekette […]

Continue reading →

Yağmurlu Balkon

Yağmurları hiç sevmedim diyemem, bazılarını çok sevdim. Mesela dedemi alıp götüren o incecik Temmuz yağmuru. Islatmayıp okşayan, insanın yüzüne gözüne çarpıp cilveleşen taneleriyle, serin ama güneşli, ebem kuşaklarına gebe o incecik yağmurları sevdim… Kırk İkindileri de sevdim mesela. Dedemden bana kalan miraslardan biridir kırk ikindi yağmurları… Yağmurdan miras mı olur? Evet, bakarsan esasında sadece bir […]

Continue reading →

Sevgili Beyazlar, Bize Alışsanız İyi olur

Gerçek Hayat Dergisi, Sayı 768 “Her şeyden önce değer yargıları aynıydı. Anadolu insanı idiler.” diyor Türkiye Ermenileri eski patriği Mesrob Mutafyan. Ermeni vatandaşların çoğunun AKP’ye oy vermesini de, Ermenilerin kilisesine düşkün, itikatlı oldukları için “itikatlı” insanlara güvenmelerine bağlıyor. Mutafyan, kendi korumalarının Cuma namazına gitmelerinden dolayı huzur duyuyor ve “eğer gitmiyor olsalardı tedirginlik hissederdim” diyor. Göreve […]

Continue reading →

“Sanal Alem” ne kadar sanal?

Gerçek Hayat Dergisi, Sayı 767 Bundan 15 yıl önceki dünya ile şimdiki dünya arasındaki fark, 15 yıl önceki dünya ile 15.000 yıl önceki dünya arasındaki farktan daha fazla olabilir. Her ne kadar ben abartarak söylemiş olsam da, abartı kısımlarını törpülediğinizde ortaya aşağı yukarı benzer bir manzara çıkar. “Menderes bolluğu” dedikleri dönem öncesinde, yani traktörün köylüye […]

Continue reading →

Şimdi yeni bir hikaye yazma zamanı!

Gerçek Hayat Dergisi, Sayı 766 2010 Referandumu’na kadar, politik bir tercih olarak oy kullanmadım ama çevremde “etkileyebildiğim” 10-15 civarındaki oy’u AK Parti’ye yönlendirdim. Memleketin gidişatına dair tercihim AK Parti’den yanaydı fakat yazıp çizerken “yerim geniş olsun” derdiyle oy vermeyip kenardan konuşmayı tercih ediyordum. Çünkü AK Parti’nin arkasına aldığı rüzgarın da bir hayal kırıklığına dönüşüp dönüşmeyeceğine […]

Continue reading →

Hani teravihe giderken kar yağardı ya…

Gerçek Hayat Dergisi, Sayı 765 Pide fırınında sıra bekliyorum. Hafif duman çökmüş Kangal’ın üstüne, bir taşra kasabasının en hareketli saatleri, iftara yaklaşırken pideyi kucaklayıp eve yetişme telaşı herkeste. Pideleri aldık, Sefer’le yola koyulduk, arada tırtıklıyoruz pideden, bugün bizim oruç günü değil. Kar tutmuş ama havanın ayazı yumuşadı, demektir ki birazdan kar yağacak tekrar. Dedem evin […]

Continue reading →

Mahalle’nin Mert Abileri

Gerçek Hayat Dergisi, Sayı 764 Latife Annem çok güzel bir kadındı, boyuyla beraber torunları vardı ama gençti, erken evlenmiş, sekiz çocuk yetiştirmiş, çile çile bir hayat örmüş ama çok da gününü görmeden erkenden gitti işte. Anneannelere bizim orda “ebe” denir ama gençliğinden ve güzelliğinden olsa gerek, “ebe” diyememişiz, annem gibi güzel olduğuna göre ona da […]

Continue reading →

Kaç “güneş” hakkımız kaldı?

Gerçek Hayat Dergisi, Sayı 763 Önce birkaç tatsız hesap yapalım. Bir yıl 365 gün, bir ay 30 gün, bir hafta 7 gün ve güneş her gün doğuyor ve batıyor. 34 yaşındayım, eksik fazla, aşağı yukarı 12,000 gündür güneş doğuyor ve batıyor. Peki kaç günbatımı izledim? 25, en fazla 30. Ya gündoğumu? O daha beter, 5 […]

Continue reading →

Evden Uzakta

Gerçek Hayat Dergisi, Sayı 762 Aslında düzenli takip etmiyordum, denk geldikçe bakıyordum; akşamüzeri tüm misketlerini üttürüp moralim bozuk eve dönünce, güzel bi marul dürümü yapıp televizyonun karşısına oturdum, Süper Baba var. O bölümde Ali’yi yatılı okula verdiler. Fiko ve aile efradı Ali’yi okula bıraktıktan sonra döndü, hüzünlü bir ayrılma sahnesi yaşandı. O zaman içimden “yatılı […]

Continue reading →

Memleket nere hemşerim?

Gerçek Hayat Dergisi, Sayı 761 İngiltere mahreçli haberin başlığı şu: “200 Yıldır Beklenen Bebek”. Başlığı görünce ilk aklıma gelen, doğaüstü güçleri olduğu düşünülen, son yılların moda “new age” dinlerinden birinin safsatalarından, garip inançlarından birisi herhalde diye düşündüm. Haber şöyle: “İngiltere’nin Kent kontluğu Madistone şehrinde yaşayan 26 yaşındaki Hannah ve 33 yaşındaki Mark, 200 yıl sonra […]

Continue reading →

Bir Gökyüzü Ülkesi, Endülüs’ün Karşı Yakası: FAS

[Artı 90 Dergisi, Sayı 10] “Gökyüzü, dörtbaşı bayındır bir ülkedir.” Nuri Pakdil Bir toplantı için gittiğim Fas’ın başkenti Rabat’ta bir süre vakit geçirdim. Uzun süredir merak ettiğim ve görmek istediğim iki ülke, birkaç şehir vardı. Bunlardan birisi Suriye, özellikle Halep ve Şam, diğeri ise Fas, özellikle Kazablanka ve Rabat’tı. Halep ve Şam ben göremeden harap […]

Continue reading →

Devlet Parasız Yatılı

Gerçek Hayat Dergisi, Sayı 760 Pansiyon bebeleri lisenin hem en bela tipleriydi, hem de en çalışkanlarıydı. Yalnız “bela” derken, oraya bi not düşmek lazım. Kendinden menkul bir “mazaratlık” değildi bu, eğer dalaşan varsa anladığı dilden konuşulur, yoksa işine gücüne bakılırdı. Mesela kimseye karışmazlardı ama kendilerine karışan olduğu zaman da kavgadan kaçmazlardı.

Continue reading →

Göçebe Hayatın Tortuları

Gerçek Hayat Dergisi, Sayı 759 Ne büyük bir dünyaydı çocukluğum, her şey ne kadar kocamandı. Hele evimiz… Çatısı bir dünya, bildiğin 007 James Bond çekim stüdyosu; bodrum kat başka bir dünya, sanki dersin Indiana Jons mağarası; salon bildiğin stadyum, mutfak kocaman bir restoran ve oturma odası koca bir hayatın geçebileceği kadar geniş, herkesin birarada olduğu […]

Continue reading →

Hidayet’in Hikayesi

Gerçek Hayat Dergisi, Sayı 758 Metin Abi’nin yerinin müdavimlerinden biri de Hidayet’ti. Hidayet aklı kıt, dini bütün bir kardeşimizdi. Tesbihi, takkesi ve ağızdolusu, abartılı laflarıyla mütemadiyen fetva verirdi ihtiyaç sahiplerine… Metin Abi birinden bahsederken “gavat” demiş. Hidayet olaya anında müdahale etti: “Haşa Mattınaabi, gavat denmez, zinhar çok günah!” Metin Abi’nin asabı neye bozulduysa artık, üsteledi […]

Continue reading →